Category: Türkçe

Date:

Bugün aklıma takılan bir konuda konuşmak istiyorum. Bazı durumlarda bir sonraki adımı atmakla atmamak arasında kaldığım olmuştur. Eğer bir sonraki adımı attığımda ortada gözle görülür, fazladan bir fayda yoksa, hatta zararı olacaksa o adımı atmamak daha mantıklıdır ancak çoğu sefer yine de bu adımı atarız. (Aklıma ekonomi dersinde gördüğümüz marjinal karın 0 olduğu noktada cironun en fazla olduğu kuralı geldi.)

Mesela çok sevdiğim bir yemekten bir porsiyon yedikten sonra ikinci bir porsiyonu istemek gibi. Düşünelim, ilk porsiyonu yerken zaten o çok sevdiğim lezzeti tatmış durumdayım. İkinci porsiyonu yiyince daha fazla lezzet almayacağım, lezzet aynı lezzet. Aksine sağlığım için tehlike arz etmekte. O halde ikinci porsiyonu yemenin anlamı nedir?

Yahut tatilde olduğumuzu düşünelim. 1 hafta tatil yapmış, kafa dinlemişizdir, yahut akrabalarımızı görmüşüzdür. Eğer her yeni tatil gününde fayda sağlayan bir olay olmuyorsa 1 hafta daha kalmanın anlamı nedir? Zaten amacımızı gerçekleştirmişizdir. Ha, ikinci haftada farklı insanları görme, yeni şeyler öğrenme, yeni yerler gezme gibi şeyler varsa; yahut her yüzdüğünüz gün daha fazla kilo veriyor, kas yapıyorsanız bu durumlar müstesna.

Konuyla doğrudan alakalı olmasa da manidar bulduğum diğer bir örnek ise dizilerin final bölümlerinin çok önemli olmasıdır. Finalden bir önceki bölüm kaçsa da çok üzülmez insanlar ama final bölümü kaçarsa içlerinde ukte kalır. Şimdi düşünelim, finali izledikten sonra o dizi hayatından çıkmayacak mı? Artık onu aklından çıkarmayacak mısın? O halde sonu nasıl bitti diye merak edip içindeki o merak dürtüsünü tatmin etme ihtiyacı niye? Her halükarda bitip gidecek bu dizi hayatından.

Televizyonda bir program izlediniz diyelim. O bitince başka bir program başlayacak, o bitince başkası, ... Eğer hoşunuza gidiyor diye hepsini izleyecek olursanız gün bittiğinde hiçbir şey yapmamış olduğunuzu görürsünüz. Bilgi verici programlar müstesna. TVnin böyle bir bağımlılık etkisi olduğu için ortaokuldan beri televizyon izlemiyorum. Sadece gözüme kestirdiğim 1-2 programı denk geldikçe izliyorum, kaçırsam da önemsemiyorum.

Dışarıda, insan arasında olduğunuzu düşünün. Bir taraftan bir ses (bağırma, ağlama, korna, vs) geldiğinde tüm insanlar sesin kaynağına döner ve uzun süre merakla bakar, olayı anlamaya çalışırlar. Sonra da "cık cık cık cık" diye sesler çıkarırlar. Cık cık deyince ne değişti? Yahut oraya bakınca ne değişti? Benzer durumlarda hiç istifimi bozmam. Gereksiz gelir. İstisnai olarak bakarak tecrübe edeceğim bir tehlike durumu vardır. Tehlikenin boyutunu da zaten merakla bakan insanların tepkilerinden anlar, önemli bir durumsa ben de bakarım.

Sanırım benim gibi duygusal bir insan için fazlaca rasyonel ve fundamentalist bir analiz oldu bu. ÖSS sonrası lise arkadaşımla Altınoluk civarlarında geziyordum. Minibüsteydik, bana "şuradaki uçurtmaya baksana!" dedi. Oraya bakabilmem için ise bir hayli zorlanıp dönmem gerekiyordu. "Amaan ne var uçurtma varsa" gibisinden bir şey söyledim. Kızdı, "nasıl ne var, insan bir bakar!" diye. Kızmasının sebebi onun olaya sanatsal açıdan yaklaşmış olmasıydı. Uçurtma onun için estetik bir değer ifade etmekteydi ve uçurtmaya bakarak bir haz elde etmekteydi. Benim düşüncem ise uçurtmaya bakmakla bakmamak arasında bir fark olmadığıydı, aksine bakmak beni zahmete sokacaktı. Öte yandan benim de sanatsal yönüm olmasına rağmen estetik anlayışım biraz daha farklıydı. Belki uçurtma büyük bir emeğin sonunda üretilmişti ve türünün tek örneğiydi, bir sanat eseriydi ama rengarenk, kendisinden çok sayıda bulunan güzel mi güzel bir çiçek yahut çok sayıda benzer ağacın bir araya toplantığı bir orman manzarası bana daha estetik geliyordu (ÖSSnin insanı otlaştırmasının dönemsel etkisi de olabilir bu.) Sanırım şu durumda "ne kazanacağım ki yapayım?" filtresini aşabilecek şey estetik ve haz duygusu görünüyor. Haz deyince yukarıdaki yemek örneği tekrar aklıma geliyor. Eğer ikinci porsiyonu yiyecek olursam ne kazanacağım? O hazzı almaya devam edeceğim, hayatımın daha fazla kısmını haz ile geçireceğim.

Haydaaa, bu son söylediğim çok da sevmediğim bir söz. Daha fazla zamanımı -bana zarar vermesine rağmen- bir haz için harcamak çok da mantıklı gelmiyor. Buna sanırım bağımlılık deniyor. Her şeyin aşırısının, bağımlılığının zarar olduğu gibi bu da zarar. Hayatta haz verebilecek, zararı olmayan, hatta faydası olan o kadar çok şey varken gidip tek bir şeye bağımlı olmak ne diye? Şu durumda matematiksel bir dille konuşacak olursam her güzel şeyin türevini almak, sonra da faydalı olan dx kadarını yemek en güzeli gibi :) Diyenler olabilir ki, bir hazza doymaktır asıl olan. İnsanın açgözlü ve doymak bilmeyen bir varlık olduğunu düşünecek olursak o doyma sınırını bulmak bir hayli zor sanırım.

Konu üzerinde düşüncesi olan varsa lütfen paylaşsın, farklı bakış açılarını merak ediyorum.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus