Category: Türkçe

Date:

THYİlk Uçuş...

Kongreye günler kala hâlâ ulaşımı nasıl sağlayacağımız konusuna açıklık getirmiş değildik. Aslında Safranbolu-Amasra-Sinop-Giresun-Trabzon yapıp kongre sonrasında Rize-Artvin ve belki de Erzurum-Urfa yapıp dönme gibi hayallerimiz vardı. Ancak beklemediğimiz bazı sorunlar sebebiyle bu planları unutmak zorunda kaldık. Trabzona otobüsler 14-15 saat sürüyordu. Ulusoy olmasına rağmen bu yolculuğun çok da rahat geçmeyeceğinden emindim. Zaten Ulusoyun koltuk başlıkları ile aram hiç iyi olmamıştı: uykusuz geceler!!! Bilet ücreti 61 YTL civarındaydı. Her ne kadar küresel ısınmaya katkıları sebebiyle hava yolunu kullanmak istemesem de, uzun yola dayanamayacağım için bir de uçak ücretlerine bakayım dedim ve THYde biletlerin 89YTL+30 YTL - %25 öğrenci indirimi = 99 YTL olduğunu gördüm. Remziyi de ikna ettikten sonra 28 Ağustos 23.30 - 1.45 uçuşu için rezervasyon yaptırdım. Ancak, 27 Ağustos sabahı saat 10a kadar biletleri almam gerekiyordu. Ben de bir yolunu bulup 25 Ağustosta (aynı günün akşamı) ana THY acentalarından birine giderek biletleri aldım. Burada karşılaştığım bazı sorunlar oldu. Kendi öğrenci kimliğim yanımda olduğundan benim için bir sorun yoktu. Ancak Remzinin biletini öğrenci olarak alabilmem için ya onun da kimliği gerekiyormuş, ya da telefon/internet yoluyla kredi kartı ödemesi yapmak suretiyle bagaj denetimi (check-in) sırasında öğrenci kimliği ibraz edilebilirmiş. Ben de mecburen kendiminkini doğrudan alıp Remzininkini de orada telefon üzerinden aldım.

Bu benim ilk uçuşum olacaktı (1 yaşımdayken bindiğimi saymıyorum tabii ki!). Normalde uçak korkum olmasına rağmen son güne kadar bu korkuyu hissetmemiştim. Bununla birlikte son gün şiddetli bir korku bastı içimi. Sanırım insanoğlunun ürettiği teknoloji ürünlerine hâlâ güvenemiyorum. Neyse, Yaşarın Kuşlar şarkısı eşliğinde (uçmadan önce böyle şarkı da dinlenir mi be!) İstanbul Atatürk Havalimanına 1 saat önce ulaştık. Bagajları gönderip uçağı beklemeye koyulduk. Bir şeyler içelim dediğimizde kafelerin cep yakan fiyatlarını da görmüş olduk. Bir limonata 6 YTL!!! Biz de 1.5 YTLye su ile yetindik, ne gerek var o kadar para vermeye! Uçaklara binme zamanı geldiğinde geçitlerden geçtik ve yapay bir koridor vasıtasıyla kendimizi uçağın kapısında buluverdik. Girişi sanki denizaltı gibi geldi. Yerimizi bulduk. Remzi ortaya oturdu, ben de koridor tarafına. Ancak ikimiz de camdan dışarısını görebiliyorduk biraz kafayı uzatarak. Uçağımız bir Boeing idi. Her ne kadar tepeden çıkan ekranlarında anlık olarak hangi şehirde olduğumuzu bize göstererek modernliğini ispatlamaya çalışsa da mavi mavi koltuk başlığı ya da perdeleri(hatırlayamıyorum) ve dar koridoru ile bana otobüsü anımsatıyordu.

Uçak uzun bir süre yavaş yavaş piste doğru ilerledi. Tabi beni de stres basmadı değil. Merak ediyorum nasıl uçuyor bu velet. Sonra birden ışıklar kapandı ve pilot gazı körükledi. Sanki yarış arabasında son sürat giderken koltuğa yapışıyormuşsunuz gibi (bir kere bunu bana Yusuf yapmıştı: 20 sn içinde 160kmhye çıkarak) koltuğa yapıştım ve sanırım başka yer de öyle bir zevk de almamıştım: "Bir daha! Bir daha!" :) Sonra uçak kalktı ve bulutların üzerine çıkmak üzere yükselmeye başladı. Bu yükselme ve anlık alçalmaların sebep olduğu ani basınç değişimleri; kulak tıkanıklığı, baş dönmesi ve beraberinde getirdikleri adrenalin/dopamin hormonu salgılanmasıyla uçuşu çok daha zevkli hale getiriyordu. Uçuş hep sahil şeridinden sürdü ve 1000kmyi aştı sanırım. Beklediğimizin aksine hava oldukça güzeldi.

Uçak inerken sağa sola sarsılmaya ve çok şiddetli bir fren yapmaya başladı. İşte bu sırada oldukça tırstım. Ya duramazsak korkusu! Ama Allahtan güzel bir iniş oldu. İndiğimde rahatlamıştım.

Trabzon Havaalanı İstanbuldakine göre oldukça küçük idi. Valizlerimizi alıp dışarıya çıktık. Ortalıkta pek otobüs/minibüs göremediğimiz için merkeze mecburen taksiyle gitmek zorunda kaldık. (Taksicide fark ettiğim ilginç bir tik ise durmadan "ossun ossun" gibi bir şeyler mırıldanmasıydı.) Yaklaşık 10km yolu 20 YTLye geldik. Taksicinin önerisiyle ("Temizdir, ucuzdur") Anıl Otelin 302 nolu odasına yerleştik: 29 Ağustos 2007, 02.00.

Otelden şafak vakti görüntüü

Odamıza pek rüzgar gelmiyordu, bu sebeple sıcaktan biraz sıkıntı çeksek de yorgunluk sebebiyle uyuyuvermişiz.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus