Category: Türkçe

Date:

5 Ocak 2009 Pazartesi

Gürültüden uzun süre uyuyamıyorum. Sabah oluyor, kalkıyorum. Duş alıyor ve peynir ekmek atıştırıyorum. Sonra bilgisayar odasında giderek Hasana oda arkadaşım hakkında e-posta yazıyorum. Canım oldukça sıkkın. Uçak biletini öne alabilir miyim diye bakıyorum (tamam, abarttım galiba). Yurttan çıkma işlerini de inceliyorum. Bir ay içerisinde okulla ilişkimi kesmem durumunda para tahsilini bırakıyorlarmış. Gitmeyi düşünüyorum. Sonra ailemle konuşuyorum gtalk üzerinden. Canım oldukça sıkkın. 2 tane dizüstü bilgisayar alsam masrafları telafi eder mi diye bakıyorum. Sonra bilgisayar almak için nasıl FutureShopa giderim, onu inceliyorum. Öğrenci Konseyinin sunduğu otobüs hizmeti FutureShopun yakınına gidiyormuş. Saatine bakıyorum, 11.45te son sabah servisi var. Hazırlanıyorum ve Stacie Buildinge doğru yola çıkıyorum. Geldiğimde kapıdaki birkaç öğrenciye Shuttlelara nasıl binebileceğimi soruyorum. İleride otobüs durağının olduğunu, oradan binebileceğimi söylüyorlar. Otobüs durağına ilerliyorum. Bugün pazartesi ve okulun ilk günü. İnsan görmeye başlıyorum sonunda. Otobüs durağında 15 dakika kadar bekliyorum ve 10.51de otobüs hareket ediyor. South Keys denilen alışveriş merkezleri bölgesine gidiyor. 9 dakikada oradayız. FutureShop ve Wal-mart yan yana. Yürümeye başlıyorum, 500m kadar var duraktan FutureShopa. Yolda başka bir öğrenciye üniversiteye nasıl dönebileceğimi soruyorum. Shuttleların normalde saati olmamasına rağmen hareket ettiğini gördüğünü, onu deneyebileceğimi söylüyor. Ya da taksi tutacağım. FutureShopa giriyorum. Dizüstülere bakıyorum. Delller yok. Katalogdaki Sonyi buluyorum. İstediğim gibi 14” ve $999. Çok ağır olmamalı, belimi ağrıtıyor. Diğer ürünleri de inceliyorum ve sonra yandaki Wal-marta geçiyorum. Büyük bir supermarket gibi. Elektronik bölümü de var ancak nispeten küçük kaçıyor. Düzgün bir bilgisayar yok. Bir adet fitting sheet (lastikli yatak kılıfı), bir kaşar peynir bir de duracell pil alıp kasaya yöneliyorum. Ödemeyi yapıyorum. Çıkıp FutureShopa tekrar giriyorum .Sanırım o Sonyi alacağım. 15” olanı daha tatlı, güçlü ve ucuz ancak 15” bana büyük gelecek. Giriyorum, beyaz renkli olanını getirtiyorum. Açıp bakıyorum. İlk başta yanlış bilgisayarı getirse de uyarınca düzeltiyor. Sonra fena bir kazıkla $23a ethernet kablosu alıyor, sepete bir fare ekliyorum. Meğersem vergiler dahil değilmiş fiyatlara. Toplam $1182 ediyor. Taksi çağırtıyorum. Yarım saat beklememe rağmen gelmiyor. Bir tane tarif edilene benzer bir taksi geliyor, o da durmuyor geçiyor. Belki de göremiyor beni içeride beklediğim için. Sonra Blueline taksilerden bir tane geliyor. Bir yolcu indiriyor, “boş mu” diyorum, “Taksi aradınız mı?” diyor, “hayır” deyince “atla” diyor. Sonra söylüyorum aslında taksi çağırdık da gelmedi yarım saattir diye. Çabuk ol babında “Yallah Yallah” diyor. Meğersem Lübnanlıymış. Hey meeeeeeen demeyi pek bir seviyor, ağzından küfür eksik değil.

“Nerelisin?”
“Türkiye”
“Oooov Turkiyaaaaa Turkiyaaaaaaaa”
“Oo biliyorsunuz Türkiyeyi”
“Evet bilmem mi, Efes İzmir İstanbul ... Avrupaya giderken arabayla geçmiştik buralardan. Lübnanlıyım”

3 sene önce gelmiş buraya. Pek sevmemiş.

“Bu Ottawanın 2 şeyi kötü: Weather(havası) ve Women(kadınları). İkisi de W ile başlıyor.”

Ve geliyoruz. 15$ tutuyor.

Odaya yerleşiyor ve bilgisayarımı kuruyorum. Vista kuruluyor. Ethernet kablosunu açamıyorum. Kalemle açmaya çalışırken parmağım kesiliyor. Sonunda kırtasiyeye gitmek zorunda kalıyorum. Gitmişken kurtarma DVDSi için boş DVD ve ders notu için not defteri alıyorum. Dönüyor ve Applied Cryptography dersime girmeden önce ailemle video görüşmesi yapıyorum. Pek bir özlemişim. Onlar da beni çok özlemiş. Duygulu anlar yaşanıyor. Sonra apar topar derse koşturuyorum. Derse 8 dakika gibi bir sürede varıyorum. Kan ter içindeyim. 3-4 paralel sıra dizisi var. En ön soldakine oturuyorum. Yanımdaki çocuk bakmıyor bile. Sınıf küçük. 20 kişilik. Genelde büyük tipler var. Hocamız çok iyi bir insana benziyor. Espri yapıyor, kendi kendine gülüyor. Millet ise biraz soğuk, gülen yok pek. Dersin işleyişini anlatıyor ve sonrasında ara veriyor. 2. derste ise derse giriş yapıyor. Soru sorup, mantık yürüttürerek işlemeyi tercih ediyor. Çok güzel bir yöntem. Ancak hocanın konuşması çok yumuşak, kısık sesli ve akıcı. Dolayısıyla hocayı bile anlayamıyorken öğrencilerin verdiği cevapları hiç anlayamıyorum. Ders arasında gidip portakal suyu ve su alıyorum. 4$ tutuyor, bozuk paralarla ödeyeyim derken cüzdanımın YTL, € ve $ bozukluklarıyla dolduğunu fark ediyorum. Hangi paranın kaç değeri olduğunu da bilmediğimden tekrar kağıt para uzatıyorum. Bu süreçte kasiyer sırada bekleyen diğer insanlara hizmet etmiyor, beni bekliyor. Ben de onlara bak onlara bak diyerek insanları bekletmemeye çalışıyorum ancak kimsenin durumu dert ettiği yok. Derse giriyorum tekrar ve Stream Ciphers ile Pseudorandom code generation konularını dinliyorum. Tam anlamasam da bir şeyler giriyor kafama. Hocanın sorduğu birkaç soruya cevap veriyorum. Bir tanesi yanlış çıkıyor. Bir tanesi (şifrelemede kullanılacak anahtar kelimenin tanımlamasının yüz yüze yapılması) ise hocayı oldukça tatmin ediyor. Ders çıkışı hocanın yanına gidip değişim öğrencisi olduğumu ve adımı söylüyorum. Aaa diyor hatırlıyor adımı. Diyorum ki

“Dersinizi almam için bölümden izin alınması gerekiyor gibi bir şey söylemiştiniz, izin almak için başvurdum ancak bir iki e-postalaşmadan sonra ses gelmedi, ancak kayıtlı görünüyorum. Sorun olur mu?”.

O da sorun olmayacağını, kayıtlı görünmenin yeterli olduğunu söylüyor. Odama dönüyorum. Hasan telefon ediyor, Residence Commonsta buluşuyoruz. Nuri, Hasan ve Yunus orada. Tanışıyorum hepsiyle. Sonra Hasan beni boşu boşuna buralara kadar getirttiğini, Leedse geri gitmemiz gerektiğini, bizi bir işin beklediğini söylüyor. Gidiyoruz, bakıyoruz ki aradığı numara benim koridorumda değil, kızlar koridorunda. Diyorum ki benim anahtarım bu koridoru açmaz, ancak denemek istiyor ve açıyor! Gidiyoruz ve belirlenen numaranın kapısını çalıyoruz. İçeriden Sedef çıkıyor. Bize geçen dönem burada olup Türkiyeye dönen değişim öğrencilerinin bıraktığı bir eşya yığınını teslim ediyor. Sedef ve oda arkadaşlarıyla da tanışıyoruz. Sonrasında benim odama giderek telefonumun telesekreterini ayarlıyoruz. Sonrasında Hasanın odasına giderek eşyaları paylaşmaya koyuluyoruz. Bir adet battaniye alıyorum. Sonralarda bir de askılık alacağım. Sonra Burak geliyor odaya. Meğersem benim karşı odamda kalıyormuş. Sedef ve Burak ikisi de Yeditepeden 1 yıllık değişimle gelmişler. O da eşyalardan kalanları alıyor götürüyor. Sonra birlikte çay içmeye gidiyoruz. Millet Kanada-İsveç buz hokeyi maçını izliyor. Kanada her zamanki gibi şampiyon oluyor. Orada Abdülhak diye bir arkadaşla da tanışıyoruz. Çok iyi çocuk. Oturup muhabbet ediyor, sonra Hasanın odasına geri dönüyoruz. Yurt işinden konu açılıyor, Yunusun yurda başvuracağını söyleyince, aslında birlikte kalabileceğimizi söylüyorum. Bir süre sonra da odama dönüyorum. Çıkarken de Hasandan geçen dönem değişimden Türkiyeye dönen Serhatın bana bıraktığı cep telefonunu alıyorum. Bilgisayarıma Ubuntu kuruyor ve güncellemelerini yapıyorum. Sonrasında ise uyuyakalıyorum saat 2 gibi.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus