Category: Türkçe

Date:

25 Nisan 2009, Cumartesi 11.00

Torontoya yaklaşırken Mississauga denilen şehirden geçiyoruz. Nüfusu 700 bin imiş. Ufak bir yer sanıyordum halbuki. Torontonun dibinde kocaman bir şehir. İstanbul-Kocaelinin daha yakın hali gibi. Torontoya yaklaştıkça şerit sayısı artıyor. Niagaradan çıktığımızda 2şer olan şerit sayısı şimdi 4-5er şeride çıkıyor. Toronto sınırına girmemizle E-5ten İstanbula giriyor gibi hissediyorum kendimi. Otobüsün camından fotoğraf çekmeye başlıyorum. Şehrin merkezine girmeden önce Mecidiyeköyümsü bir yerden geçiyor, otogara ulaşıyoruz. İndiğimde tek katlı bir yerde buluyorum kendimi. E, dün geldiğim yer burası değildi ki! Çıkıp etrafı dolaştığımda hemen yan tarafta asıl binanın olduğunu görüyorum. Gelen ve giden hatları ayırmışlar. Hemen kilitli dolapların olduğu yere gidiyorum. Üzerindeki talimatları anlamaya çalışıyorum ancak biraz karışık geliyor. O sırada 20m ötemdeki dolap görevlisi sesleniyor, "yardıma ihtiyacın var mı?" ben başkasına diyor sanıyor ve iplemiyorum. Sonra etrafta kimsenin olmadığını fark edip yanına gidiyorum. $4 para veriyorum ve benim için jetonu boş bir dolaba atıyor ve anahtarı çevirerek dolabı açıyor. İçine eşyalarımı yerleştiriyorum ancak kazağımı yanıma alıyorum.

Görevli: "Kazağını almana gerek yok, hava çok sıcak, daha da sıcak olacak."
Ben: "Olsun olsun, hava tahminleri rüzgarlı diyordu bugün için."
Görevli: "Peki, sen bilirsin. Bak şimdi dolabı kapatıp anahtarı şu yöne çeviriyoruz ve kilitleniyor. Açmak istediğin zaman yapacağın şey anahtarı takıp öbür yöne çevirmek. Ancak sadece 1 kere açabilirsin. Sonra tekrar kilitlemek için tekrar jeton atman gerekir. 24 saat vaktin var."
Ben: "Teşekkürler."

Ardından broşür arayışına koyuluyor ve şehir turları yapan otobüslerin varlığını fark ediyorum. Her bir tur yaklaşık 2 saat sürüyor. O da hep otobüs üzerinde. Böyle yapmaktansa kendi belirlediğim yerlere giderim daha iyi diyorum. Sonra turist bilgi masasına gidiyor ve sorular soruyorum. CN Tower saat 22ye kadar, müzeler saat 5e kadar açıkmış. Feribotlar çalışıyor olmalıymış. Torontonun göl kıyısında adaları var ve bu adalara feribot turları düzenliyorlar.  Ayrıca oradaki bilgi panolarında $9a günlük otobüs/metro/tramvay biletlerinin olduğunu görüyorum. Terminaldeki gişe memurlarına bu bileti nereden alabileceğimi soruyorum. Metro istasyonlarından (subway station) alınabiliyormuş. Haritamı çıkarıyor ve bakıyorum.

Toronto Metro haritasından bir parça

Toronto Metro haritasından bir parça

Dikkat ederseniz en altta bir U var. Ben Dundas ile St.Patrick arasındayım. Şu durumda ikisine de gitsem olur. Nerelere gitmek istediğime dair yaptığım listeye bakıyorum: Royal Ontario Museum (Museum Durağı), Casa Loma (Dupont-St.Clair West), CN Tower ve Feribotlar(Union) ve vakit kalırsa diye diğer mekanlar. Şu durumda saatin 12yi geçmesi sebebiyle Royal Ontario Museuma gitmem gerek. Yani Museum durağına. O yüzden Dundasa değil, St. Patricke gitmem  daha mantıklı. Bir yandan yürüyor, bir yandan haritadan yol bulmaya çalışıyorum. Maalesef ters yöne gidiyormuşum, kendimi Dundas durağında buluyorum. Burası New Yorkun merkezine çok benziyor. Her taraf ışıl ışıl videolu reklam tabelaları. İnsanlar koşuşturmaca halinde... Metro istasyonuna iniyorum. Günlük bilet istiyorum ve bana kazı kazan kartı gibi bir şey veriyorlar. Üzerinden 25 (gün) ve 4 (ay) rakamlarını kazıyorlar ve bana veriyorlar. İlginç bir sistem. İki yön var. South (Güney) ve North (Kuzey). Unun sağında olduğuma göre güney bölümüne gidiyorum. Turnikelere geldiğimde serbest geçiş gişesinden görevliye kartımı göstererek geçiyorum. Yerli halk ise manyetik bir kart kullanıyor. City Card deniyor. Şu aralar İstanbula getirilmeye çalışılan sistem. Metro geliyor. Bizimkinin aynısı gibi. Biniyorum. Çok kalabalık değil. Museum durağında iniyorum. Durak çok ilginç. Sütunlarına firavun desenleri vermişler.

Kimden Toronto
.
Kimden Toronto

Royal Ontario Museum

Dışarıya çıktığımda müzenin kapalı olan arka kapısındayım. Ana girişe ulaşmak için biraz yürüyorum. Şahane bir mimariyle karşı karşıyayım. Fotoğrafta görebileceğiniz üzere çok ilginç bir tarzı var müzenin. Giriyorum içeriye. Uzun bir sıra var. Biz sırada beklerken görevliler "Müzemize abone olmayı düşünür müydünüz?" deyip duruyorlar. Sıra bana geldikçe ücretleri okuyorum. Gözlüğüm olmadığı için oldukça zor oluyor. Öğrenci ücreti $19! City Cardı olanlara indirim var. Bir LCD ekranda ise her dilden Hoşgeldiniz yazıyor. İlginç bir şekilde Türkçe dahil! Hoşuma gidiyor. Bileti alıyor ve giriş yapıyorum. 4 katlı. Uygarlıklar, hayvanlar, tekstil, taş ve mücevher, savaş aletleri, dini eserler vs. bölümlere ayrılmış. Geziyorum gezmesine de pek tat alamıyorum. İlgimi çeken pek bir şey bulamıyorum. Çeşitli fotoğrafları Toronto albümümde görebilirsiniz.

.
Kimden Toronto

Çıkmaya yakın karnım acıkıyor, kantine gidiyorum. Fiyatlar dehşet. Akşama yine yerim, şimdi az yiyeyim deyip muz+sütlü çikolata alıyorum. O bile yaklaşık $5a patlıyor. Çıkıyor, Casa Lomaya yol alıyorum.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus