Category: Türkçe

Date:

24 Nisan 2009, Cuma 16.20
"Behind the Falls"tan sonra Niagara Furriese gidiyorum. Gişede kuyruğa giriyor ve elimdeki bileti sinema biletiyle değiştiriyorum. Saat 16.45te başlayacakmış. Daha vakit var. Görünüşe göre maalesef başka bir yeri göremeyeceğim. Her yer saat 5te kapanıyor. Ben de aynı binadaki şeker mağazasına giriyorum. Burada aklınızın almayacağı çeşitlikte şekerler mevcut. Sergi izler gibi izliyorum. Çok tatlı görünüyorlar ancak bir o kadar da pahalılar. Karnım aç. Etrafta yemek yenebilecek yerler var ancak genelde kalabalık ya da pahalılar. Ben de oyalanıyorum artık. Otele gidince yerim olmazsa. Sinema salonuna gidiyorum. Sanırım Tatilyadaki Sineramaya benzeyecek. Girişte yağmurluk veriyorlar. Islanacakmışız! İçeride koltuk yok. Koca bir ekranda giriş filmi gösteriyorlar. Bir -sanırım- köstebek Niagaranın oluşumunu öğreniyor. Öğretmeni baykuş da onu kitapların içerisindeki maceralara götürüyor. Buz çağı, buzulların erimesi, şelale ve göllerin oluşması anlatılıyor özetle. Sonra başka bir salona alıyorlar. Salonda çok sayıda T şeklinde tutunacak demirler var. Onlara yaslanıyor/tutunuyor ve etrafımızdaki 360* panaromik ekranda filmi izlemeye başlıyoruz. Yani etrafımız halka şeklinde ekranla kaplı. Nereye bakarsanız bakın yaklaşık olarak aynı görüntü. Çünkü birazdan yaşanacak olanlar tüm çevrenizi etkiliyor. Tek bir noktayı değil.

Hikaye başlıyor... Buz çağı geliyor! Hava soğuk, kar yağmaya başlıyor. Üzerimize gerçekten kar yağdırıyorlar. Elime gelen kar taneciklerini eziyorum, eriyorlar! Bir an her taraf kar doluyor. Sonra buzullar oluşuyor filmde. Bir süre sonra ısınmayla birlikte buzullar erimeye başlıyor. Çatırdamalar... Üzerinde bulunduğumuz sahne sallanıyor deprem olurcasına. Neden? Çünkü buzulların tam üzerindeyiz. Buzulların kırılmasıyla beraber sulara gömülüyoruz. Bu sefer üzerimize su fışkırtıyorlar. Sahnenin etrafını suyla dolduruyorlar. Üstümüz ve ayaklarımız ise etraftan fışkıran az miktardaki suyla ıslanıyor. Rüzgar başlıyor. Yapay rüzgar veriyorlar. Tüm bu macera durulduğunda Niagara şelalesi şu anki halini almış durumda. Helikopterle şelaleye doğru yol alıyoruz. Uçtuğumuzu sahnenin sallanmasıyla anlayabiliyoruz. Tam şelalenin üzerine geldiğimizde düşüyoruz aşağıya! Hayatımda gördüğüm en hoş sanal gerçeklik sistemi. O kadar etkileyici ki!

Çıktığımda saat 5 olmuş. Son otobüs/etkinlik saati. Hemen durağa koşuyorum. Otobüsü görüyorum. Kalkmak üzere sanırım. Soruyorum, gerçekten de son otobüsmüş. Şehir merkezinde belki başka gezecek yer vardır ancak olsa olsa restoran türü şeylerdir. Aslında görülebilecek yer olarak Skydrome denilen şelale manzaralı restoran kule de var. Ancak daha fazla gezecek dermanım kalmadı. Otele dönüp uyumam lazım. Otobüste gayet sıcakkanlı bir şekilde yanımdakine "ee, nereleri gördün bakalım? Teleferik açık mı biliyor musun?" diye soruyorum, şaşırıyor. Biraz konuşuyoruz. Teleferik yazın çalışıyormuş. Whirlpool üzerinden geçiriyorlar sanırım. Dönmedolap da yazın çalışıyor sanıyordum ancak gittiğimde dönüyordu. Skydromea gitmek üzere iniyor ve ben son yolcu olarak ineceğim yeri şoför hanıma söylüyorum. Otobüsler yarın sabah 10da başlıyormuş çalışmaya. Benim için çok geç. Toronto otobüsü de 10da kalkıyor. İniyor, otele gidiyorum. Hava oldukça sıcak ancak hafif bir üşüme var üzerimde. Günlük yazarak dinleniyor, ardından aç olduğum için Dads Dinera yöneliyorum, kahvaltı yaptığım yere. Kapalıymış. Her taraf kapalı! Terminale doğru yürüyorum. Terminale gelmeden meraktan VIARaile, yani tren otogarına girip tren saatlerine bakıyorum. Çok ters saatlerde var tren. Otogar ise bomboş. Terk edilmiş gibi. Terminalin biraz ilerisinde ise şehir merkezi gibi bir yer var. Ancak her yer kapalı. Cadde boyunca dolaşıyorum. Birkaç yemek yenilecek yer var ancak gözüm tutmuyor. İşin ilginci açık olan sayılı yerler arasında resim sergisi var. Caddenin başında gördüğüm bakkala giriyorum. Tring diye ses ötüyor ve bakkal da müşterinin içeriye girdiğini anlıyor. Dilim kaşar peynir, sandviç ekmeği, meyve suyu ve çikolata alıyorum. Tenha yer olduğu için son kullanım tarihine dikkat ediyorum ancak oldukça iyi durumda ürünlerin hepsi de. Bakkal abimiz ise hayret ettirecek şekilde 1.90 boylarında uzun bir çekik gözlü. Fiyatlar ise gayet makul denebilir (Madoc denen mola yerinde bile kazık yemedikten sonra burasının makul olması gayet normal olsa gerek). Dönüşte terminale uğruyor, sabah 10 otobüsüne bilet alıyorum. Bu arada dikkat etmek lazım, etraf köpek kaynıyor nedense. Otele dönüp karnımı doyuruyor ve havanın kararmasıyla erkenden uyuyakalıyorum. Gece 1de uyanıp tekrar uyuyorum.

25 Nisan 2009, Cumartesi 06.10
Çok yorulmuşum ancak uzun uzun uyuduğum için uykumu alıp sabah 6 gibi kalkıyorum. Hemen kahvaltıya... Kahvaltı salonunda bir kişi kahvaltıya başlamış. Ben de gelip çok da geniş olmayan kahvaltı masasından bagel (simit şeklinde, ikiye ayrılabilen ekmek), krem peynir, çilek ve özel bir berry reçeli alıyorum. Ek olarak muz ve kek almayı unutmuyorum. İçeceğim ise kızıl yaban mersini (cranberry) suyu. Oteli Hilton işlettiği için daha zengin bir kahvaltı beklerdim ancak olsun. İdare edeceğiz :P . Kahvaltı salonunun dışarıya açılan cam kapısına doğru oturuyorum. Böylelikle doğan güneşi de izleyebileceğim. Güneş tam karşımda. Kızıl ancak bulutlar arasına saklanmış durumda. O da ne? Bir sincap cam kapıya ellerini dayayarak içeriye bakıyor! Çok şeker! Bir süre sonra görevlilerden bir kadın gelip sincaba kek atıyor. Sincap koşarak keki yiyor. Ancak martıların hışmına uğramıyor değil. Çok çığırtkan bu martılar. Etraf martı dolu ve onlar da yemek istiyorlar. Sincaba doğru yöneldiklerinde sincap kaçıveriyor. Kadın hemen müdahale ediyor martıları kaçırmak için: "Oooh martılar! Çok felaketler!". Aklıma kediler geliyor. Sokaklarda hiç kedi yok. Hemen soruyorum:

Ben: "Kanada sokaklarında hiç kediye rastlayamıyorum. Hiç yok mu?"
Kadın: "Genelde kedileri evde tutuyorlar. Çeşitli lisanslar gerektirdiği için kedi sahibi olan oldukça az insan var."
Ben: "Burada sokak kedisi yerine sincaplar var herhalde? Benim ülkemde sokaklarda kediler doluyken daha önce hiç sincap görmemiştim"
Kadın: "Aaa, evet, doğrudur. Nerelisiniz?"
Ben: "Türkiye"
Kadın: "Oo, ilginç."

Ekmek yiyen sincap from Emre Aladağ on Vimeo.

Martıyla oyun from Emre Aladağ on Vimeo.

Sincabın kekleri yemesini fırsat bilerek hemen gidip fotoğraf makinemi alıyorum. Hayvan fotoğrafları çekmeye bayılırım. Camdan çekmeye uğraşsam da çok başarılı olamıyorum. Bunun üzerine odamdan dün bitiremediğim ekmekleri alıp sincap ve kuşlara atıyorum. Tabii ki poz vermeleri karşılığında! Anlaşmayı bozanlar olmuyor değil. Hava gayet ılık. Bir martı yolun ortasında bana bakıp ciyaklıyor. Birkaç parça ekmek koyuyorum yol kenarına ve uzaklaşıyorum. Geliyor ve yiyor hepsini sırayla. Güzel de video malzemesi oluyor. Hepsini bitirdiğinde "ee hani daha?" dermişcesine beklenti içerisinde beni süzüyor. Bir şey elde edemeyince ciyaklayarak uçup gidiyor. Diğer martılar da ışık direklerinin üzerinde sabah dedikodusu yapıyorlar. Bu sırada fotoğraf makinemi kurcalarken bunca zamandır bulamadığım kalite ayarını tespit ediyorum. Meğersem şimdiye kadar hep Fine (iyi) modunda çekmişim. Hemen Super Finea (çok iyi) getiriyorum ayarı. Kötü oldu ya... Birkaç gökyüzü ve martı fotoğrafının ardından odama geçerek çıkış hazırlıklarına başlıyorum. Aslında Nigara nehrinin Ontario gölüne döküldüğü "Niagara on the Lake"i görebilseydim iyi olacaktı ancak 20 km uzakta. Oraya gitsem Torontoya vakit kalmayacak. Sağlık olsun.

Kimden Niagara Falls
Kimden Niagara Falls
Kimden Niagara Falls
Kimden Niagara Falls

Eşyalarımı toparlamamın ardından resepsiyona geliyorum. Kredi kartımı istiyor görevli bayan. Provizyon çektiği kartla aynı olduğundan emin olduktan sonra tutarı çekiyor. $69 + $10 vergi = $79. Elimdeki fazla tur biletini de belki birisi kullanır diye bırakıyor ve terminale doğru yol alıyorum. Otelin hemen yanında vadi var. White Water Walk dediğim yerin metrelerce yukarısı. Nehirden gelen nem ve su kokusu çok hoş. Saat 9.34. Terminale geldiğimde otobüs gelmiş. İçeride biraz beklememin ardından otobüse biniyorum. Şoför Türke benziyor çok. "Abi Türk müsün?" diye sorsam mı acep? Boşver. Otobüs boş bir şekilde hareket ediyor. Niagaradan ayrılıyoruz. Her taraf yemyeşil. Golf sahaları var. En sonunda Niagara nehrinin baraja giden kısmını görüyorum ve Faruk hocamdan aldığım Toronto rehberini açıyor, nereleri gezmem gerektiğini tespit etmeye çalışıyorum.

Kimden Niagara Falls


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus