Category: Türkçe

Date:

23 Nisan 2009, Perşembe

Uzun bir süredir Montreal, Toronto ve Niagaraya gitmek için fırsat kolluyorum ancak sabahları erken kalkamamam sebebiyle hiçbirisine bunca zamandır gidemiyorum. Artık dönüşe 5 gün kala kendimi zorluyor ve Faruk Hocayı arıyorum. Gitmeden önce görüşelim, bir yemeğe gidelim demişti. Diyorum ki bu gece Torontoya yola çıkmayı düşünüyorum. Bunun üzerine bu akşam görüşmeyi teklif ediyor. Anlaşıyoruz. Akşam 20.30 gibi okuldan alacak beni. Öğleden sonra ScotiaBanka giderek hesabımı kapattırıyorum. ATMden tüm parayı çekiyorum. Belli mi olur, parayı geri iade etmeden kapatırlar felan. $5 kalıyor hesapta. Vezneye gelip talebimi bildiriyorum. Her şeyi yapıyor, iyi güzel. Ancak en sonunda "hesabınız oluşturalı 3 ay olmadığı için $16 ücret almak zorundayız." diyor! Mutlaka bir kıllık yapacaklar. Halbuki 3 ayın dolmasına 4 gün var. Neyse iş işten geçmiş. Ödüyorum. Bilgisayardan otel arayışına koyuluyorum. Planım gece yolculuğuyla Toronto aktarmalı Niagara Şelalelerine gitmek. 1 gece Niagarada kalıp sabah Torontoya gidip gün boyu gezdikten sonra da gece yolculuğuyla Ottawaya dönmek. tripadvisor.com sitesinden bölgedeki otelleri inceliyorum. Merkezden 5-10km ötede $30-40a 2 yıldızlı oteller bulunabilirken yakınlarda $50-180a 3-5 yıldızlı oteller mevcut. Otobüste uyuyamama ihtimaline karşın terminale yakın otellere bakıyorum Google haritalarda. Hampton Inn denilen otel gözüme çarpıyor. Tripadvisor.com sitesinde de otel hakkında güzel şeyler söylenmiş. Oraya gitmeye karar veriyorum. Sırada eşyaları ayarlamak var. Sırt çantamı almayı düşünüyorum ancak Burak kendi küçük valizini vermeyi öneriyor. Hafif ve küçük. Onu alıyorum. Birkaç yedek giysi koyuyorum ve çıkıyorum.

Faruk hoca eşiyle beraber geliyor. South Keys alışveriş alanında Kellys diye bir restorana giriyoruz. Restoran/Bar karışımı bir yer. Bar iç kısımlardaymış. Restoran ise bar ortamını andırsa da aileler çocuklarıyla geliyor. Oturuyoruz, somon balığı ve gazoz alıyorum. Gayet leziz. Ancak bardakları çok büyük. Yarım litre neredeyse. Yemek güzel geçiyor. Ardından yanıma aldığım hırkanın sabahları yetersiz kalabileceğini söylüyorlar. Gündüz 21*Cye yükselmesi beklenen hava sıcaklığının sabaha karşı 3*Cye kadar düşmesi bekleniyor. Koca montumu da almak istemediğim için hırkayla çıkmıştım. Yemek sonrasında mont ve Toronto haritası almak üzere evlerine yol alıyoruz. Yemeğin ardından dışarı çıkınca çok üşüyor, titriyorum. Sanırım 0-5*C arasında hava ve hırkaylayım. Yemek yediğim içinmiş. Evlerinden çıkıp terminale gidiyoruz. Arabayı park ederken bir kadının köpeğini gezdirdiğini görüyoruz. Köpek bir "Grey Hound", yani gri tazı. Kullandığımız neredeyse tekel olan otobüs firmasının adı da "Grey Hound". Görmüş oluyorum neymiş bu köpek. Niagaraya bilet alıyorum. Öğrenci indirimli $66. Öğrenci indirimi için üniversitenin öğrenci konseyinden -1 fotoğraf götürerek- ISIC denilen bir pasomsu kart almanız gerekiyor. Gerçi karta pek bakmıyorlar. Kapı 2den binecekmişim. Faruk hocayla vedalaşıyorum ve Kapı 2 önünde bekleyen sıraya giriyorum.

Buradaki sistem baya farklı. Biletler tarih/saat olmadan veriliyor. Ne zaman binerseniz. Sıra oluyor. İlk gelen istediği koltuğu kapar mantığı var. Dolayısıyla 1 saat önceden sıraya giriyorsunuz. Daha fazla para ödeyerek koltuğunuzu garantileyebiliyorsunuz. Ancak koltuk numarasını değil. Sıraya giriyorum. Güvenlik kontrolü var. Rastgele insan ve bagaj kontrolü yapıyorlar. Beni aramıyorlar. Arama süresince valizimi sırada bırakıp kenardaki banka oturuyorum. Bir süre sonra travesti görünümlü bir kadın yanıma oturuyor. Önümdeki çocuğa molayı nerede veriyor diye soruyor. Çocuk bilmiyor. Ben söylüyorum: "Madoc diye bir yerde". "Meydok? It is in the middle of nowhere!" diyor. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olduğunu anlıyorum. Otobüse biniyorum. Arkayla orta arasında bir yere oturuyorum. Otobüsleri bizim 90larda kullandığımız otobüsler kalitesinde. Oldukça kötü. Biraz önceki kadın ve yanındaki cellat görünümlü adam en arkaya oturuyor ve geyik yapmaya başlıyorlar. Gece otobüsü olmasına rağmen uzun süre bağıra bağıra sohbet ediyorlar. Kimse de bir şey demiyor. Otobüs doluyor. Yanıma üniversite öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim bir kız oturuyor. Burada bilet olmadığı gibi cinsiyet ayrımı da yok tabi. Otobüs kalkacak diye beklerken. Birileri geliyor, yer olmadığı için en öndeki bir iki kişi indiriliyor! Sanırım rezervasyon yapmış bunlar. Rezil bir durum. Ne demek indirmek! 15 dakika rötarla kalkıyoruz. O gürültüye rağmen yan sıradaki adam horlamaya başlıyor bile. Koltuklar çok rahat değil. Uyumak zor. Millet yastıklarıyla gelmiş. Bacak uzatmak için de yer yok koltuk altlarında. Otobüs bu kadar ilkel olmasına rağmen tuvaleti var. Merak edip bakıyorum. Uçaktakine benziyor ancak musluğundan su akmıyor. Koltuğa döndüğümde kızın dirsekliği kaptığını görüyorum. Dirsekliği geri almak için savaş veriyorum bir süre. Sonra yarı yarıya paylaşarak anlaşıyoruz. Tabi bunlar sözsüz oluyor! :)

Ottawadan çıkınca yollar oldukça kötüleşiyor. Işıklandırma yok. Ottawa(başkent)-Toronto(en büyük şehirlerden biri) arasında bile otoban değil yollar. Genelde 2+2 şehirlerarası yol biçiminde. Karanlıkta bir şey görünmüyor ama sanki orman, çayır, çimen her taraf. Otobüs hızlı gidiyor baya. Sanki 120. Halbuki hız sınırı 90. Yolda zaman zaman köy tarzı yerlerden geçiyoruz. Saat 3 gibi Madocta mola veriyoruz. Otobüs yoldan bir köy içine sapıyor. Köyün içerisindeki bir benzin istasyonunda duruyor. Issız, karanlık bir yer. 20 dakika mola. 2 çikolata alıyorum. Kahvaltı yapmaya fırsat olmaz belki. Kız da cips ve powerade alıyor. Uyumaya niyeti yok anlaşılan. Hava da serin. Bolu havası gibi. Yaklaşık -1*C. Moladan kalkmadan önce tek tek kontrol ediyor şoför, binmeyen var mı diye. Bu arada muavvin yok. Şoför tek başına yapıyor her işi. St. Peterboroughda yolcu indirip bindiriyor. Yanımdaki iniyor, başka birisi biniyor. O da yastığı cama dayayıp uyumaya koyuluyor. Ben de yavaştan uyumaya başlıyorum. Saat 4-5 arasında 1 saat uyuyorum sanırım. Uyandığımda Toronto sınırına girmişiz. Kocaman bir şehir. Belli. Çevre düzenlemesi ve yüksek binalarıyla İstanbulu andırıyor. Bir de gölü var zaten deniz niyetine. O sırada kendimi E-5te gidiyor gibi hissediyorum. Otobüs, bir alışveriş merkezinde durup yolcu indiriyor. Ardından şehir merkezine yöneliyor. Gökdelenler görünmeye başlıyor. Dehşet! New york gibi. Hep görmek istediğim, merak ettiğim şehir burada işte. Şehir merkezine geldiğinde buranın Mecidiyeköye bir hayli benzediğini fark ediyorum.

Kimden Toronto

Otogarda indiriyor. Heyecandan valizimi almayı unutuyor, fark edip dönüyorum. Güvercinler dolaşıyor etrafta. Gerek dışarıda, gerekse terminalin içerisinde. İstanbuldakine benziyorlar. Ottawadakilerden biraz daha farklı sanki. Terminal ise Ottawanınkinden daha modern. Burada bir süre bekleyip Niagara otobüsüne bineceğim.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus