Category: Türkçe

Date:

Biraz hızlı sarıyorum artık, millet sıkıldı :D

13 Ocak 2009, Salı
Oda arkadaşımla yaşadığım problemi anlatmak için görevli kişi olan Kara ile konuşmaya gidiyorum. Bana tarif ettiği Glengarry yurdunun etrafında herhangi bir giriş göremiyorum. Danışmaya sorduğumda dışarıda olduğunu öğreniyorum ancak üzerimde mont yok.

Ben: Hava nasıl?
Danışma: Eh işte, fena değil. Çabuk olursan idare edersin.

ve çıkıyor, koşa koşa 100m lik yolu kat ediyorum. Hava ise -1 sanırım. Hiç de fena değil. Çok üşümüyorum. Derdimi anlatıyorum. Meğersem 3 gün üst üste, bir dönemde ise toplamda 7 günden fazla yatılı ziyaretçi kabul edilemezmiş. Bu sınırlar dahilinde olanlarda dahi ise oda arkadaşından izin alınması gerekiyormuş. Bizimki çoktan ezdi geçti bu kuralları. Sonra bana önerilen başka bir odanın anahtarını alıyorum. 4 tane tek kişilik odadan oluşuyor. Kanadalı, İsrailli, İngiliz var. Biraz muhabbet ediyoruz. İsrailli bir süre sonra Müslüman mısın diyor, evet deyince bir sessizlik... Gerçi kötü bir çocuğa da benzemiyor. Nevresimimi taşıyorum aşağıya. Bir gece uyumayı deneyeceğim, bakalım nasıl burası. Ama çok kötü bir koku var. Nefes alamıyorum. 1 saat uğraşsam da uyuyamıyor, eski odama dönüyorum.

Gün boyunca yaşanan ilginç şeylerden notlar almak gerekirse:

  • Kanadalılara "Teşekkürler", "Estağfurullah" deme gafletlerinde bulunuyorum. Napim, elimde değil. Refleks.
  • Derse girmeyi bekleyen öğrenciler koridorlarda yerlere oturuyor, bilgisayarlarıyla oynuyorlar. Tuhaf! Yerler insan dolu.

Ertesi sabah (14 Ocak Çarşamba) İrfaan ile konuşuyorum, rahatsız olduğumu söylüyorum. "Tabii ki dikkat ederim, söylediğin için sağol" gibi bir cevap alıyorum. İyi bari. Sözüne sadık kalacaksa...

16 Ocak 2009 Cuma

Dün kod yazmaktan gece 2.30a kadar bilgisayar başında kaldığım için geç kalkıyorum. Öğreniyorum ki çalışan kodu çalıştırıp sunumu yapamamışlar. Hasana ulaşamıyorum. Alış veriş için Kamili arayacaktı. Akşam alış verişe çağırıyorlar. Kamil arabasıyla 7de geliyor. Biraz gecikmeyle toparlanıp gidiyorum. Hava -25 civarında. Ama o kadar üşütmüyor. Burakın dediğine göre uzun süre kalmadığım içinmiş. Arabada Kamil, Hasan, Burak ve ben. Deli kullanıyor arabayı. Yaz lastikleriyle hem de. Yollar bembeyaz. Biraz tuz, biraz da kar ve buzun etkisi sanırım. Yol üzerinde McDonaldsdan bir şeyler alıyor Kamil, “Geçerken al” gişesinden. Futureshopa gidiyoruz. Farklı bir mağazasına bu sefer. Herhangi bir mağazadan iade edebiliyormuşuz. Kadın kullanım kılavuzlarını soruyor. Yok, unuttum diyorum. 75$ ceza keseriz, ya da kılavuzuyla beraber getirin diyor. Kararsız kalıyoruz. Bunun üzerine geri verme tarihini ayın 30una kadar erteliyor. Rahat edelim diye. Fişin üzerine 30/1/2009 tarihine uzatılmıştır yazıyor. Sonradan sorduğumda herhangi bir mağazada herhangi bir kişinin bu uzatmayı kabul edeceğini öğreniyorum. Ne güven! Kendi elimle de yazabilirdim pekala. Gelmişken almak istediğim yeni HP G50 bilgisayara bakıyorum. Klavyesi hoş ama ekranı klavyenin yanında ufak gibi kalmış. Çok iri görünüyor. Bilgisayara bakarken bir adam ayağımın altındaki Sony bilgisayarımı görüyor ve “Sony bilgisayarınızla ilgili nasıl yardımcı olabilirim?” diye soruyor. Çaldığımı zannediyor. Durumu anlatıyorum, fişi istiyor. Gösteriyorum. İsterseniz aynısından bir tane daha var diyor. Teşekkürler, farklı bir model istiyorum diyorum, gidiyor. Biraz CD ve CD zarfı alıyorum. Millet de takılıyor biraz. Sonra çıkıyoruz. Bu sefer Dollarama denen, sonradan 1 milyoncu olduğunu öğrendiğim bir yere giriyoruz. Kocaman bir yer. Öyle ki 1 milyoncu olduğunu uzun bir süre anlayamadım. Bir sürü şey alsam da sonradan pişman oldum. Sağlıksız olabilecekleri endişesiyle. Bazılarını kullanamayacağım. Arabaya doluşuyoruz. Zar zor sığıyoruz. Ne var ne yok tıkıyorum içeri, bilgisayarın üstüne. Porselen tabaklar kırılmasa iyidir. Sonra Food Basics adındaki gıda marketine gidiyoruz. 45 dakikamız var. Ne bulursak saldırıyoruz. İlk bulduğum şey helal et. Kıyma, tavuk gibi şeylere saldırıyorum. Sonra ekmek, peynir, salam, meyve suyu, yumurta gibi şeyleri. Kuru yemiş, meyve derken Türk malı TürTamek marka konserve yemeklerin olduğunu görüyorum! Biber dolması, patlıcan kızartma, lahana sarma gibi şeyler. Şaşkına dönüyorum adeta. Hemen alıyorum tabii ki. Alış veriş arabası tıka basa dolduğunda arabada yer olmadığını hatırlıyorum. Kamil, sığarız sığarız diyor. Yine de elmaları bırakıyorum geri. $134 tutuyor! Yuh, o kadar ne aldım ya? Alt tarafı 6 poşet dolusu şey :D Burak da yaklaşık o kadar almış. Geleneğimizi gösterdik yani. Sonra o 6 poşeti birden iki kolda ağır ağır arabaya kadar taşıyorum. Montumun önünün açık olduğunu fark ediyorum. Ama üşümüyorum. Belki hararetten. Arabaya geliyor, Kamilin gaza basıp egzozu öttürmesi üzerine poşetleri tıkıyorum bagaja. Ve içerideyim! Eve dönüyoruz. Leeds yurdunun kapısına getiriyor bizi. Eşyaları taşıyoruz içeriye Burakla. Burak bagajı kapatıyor. Bir bakıyorum ki Kamil gitmiş! İçeride bilgisayar vardı daha. Hemen telefon ediyoruz, geri geliyor. Bilgisayarı da alıyorum. Bir bakıyorum ki eşyaları taşımakta zorlandığımızı gören 2 kız dışarıda kalan eşyaların bir kısmını asansöre taşımış. Çok teşekkür ediyorum, “daha başka yardım edebileceğimiz bir şey var mı?” diye soruyor, bu kadar diyecekken asansörün kapısı kapanıyor. 6. kata çıkıp asansörden eşyaları boşaltıyorum. Bu süreçte asansör bip bip diye ötüp duruyor beyefendiyi meşgul ettiğim için. Zar zor çıkartıyorum ve kızlar da diğer asansörden 6. kata geliyorlar. Hemen geliyoruz yardıma diyorlar. “Len noluyoruz ya?” diyorum. Bizim memlekette hani (azalmakla birlikte) yardımsever gençlerimiz yaşlılarına yardım eder de, yaşıtlarına böyle yardım edeni görmemiştim. Burakla birlikte eşyaları taşırken onlar da geliyor ve yükleniyorlar poşetleri. Odayı soruyorlar, söylüyorum. Kapıyı açıyorum, içeriye bırakıyorlar. Teşekkürlerimi dile getiriyorum. Burak da “ulan kızlara taşıttın he” diyor. “E, napim kendileri kaşındılar!” Uzun bir süre dolabı yerleştirmekle geçiyor. Ardından lavabo ve aynayı temizliyorum. Sonra acıkıp lahana sarmasını açmaya çalışıyorum. Her zamanki gibi konserveyi açarken parmağımı kesiyorum. Kanama pek duracak gibi değil. Mendili bastırıp yurt merkezine gidiyorum. Gece 12. Yurt görevlisi uyuyor olabileceği için ondan yardım isteyemiyorum. Marketten oksijenli su ve yara bandı alıp dönüyorum. Zar zor da olsa yarım saatin ardından duruyor kanama. Yemeğimi yeyip yatıyorum. Saat 1.30 olmuş.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus