Hayat
18th Oca 2010 | Posted in: Hayat 2

Biraz önce televizyonda ünlü grafolog Zeynep Bornovalı bir programa konuk oldu. Ailem şans eseri programa rastlamış ve ilgilenebileceğimi söyleyerek bana haber vermişler. Gidip baktığımda Zeynep Hanım’ın canlı yayında el yazısını okuyarak karakter ve sağlık tahlili yaptığını gördüm. Internet’ten de el yazılarını kabul ediyorlardı. Hemen Üniversite 1. sınıf Discrete Mathematics defterimden bir sayfayı taratıp bir rumuz ile (isimsiz olarak) gönderdim. Şanslıymışım ki ilk gönderenlerden birisi oldum ve sıra bana geldi. Ancak kareli kağıt olması ve İngilizce yazmış olmam sebebiyle az daha es geçiliyordu. Ama okundu. Şimdi gelelim sonuçlara (özetle):

Başarılı, akıllı, dikkatli, çalışkan, arkadaşlığa önem veren, enerjik birisi. Eğer Akademisyen olursa çok başarılı olur, veya bilemiyorum belki de bu yolda ilerliyordur, devam etmesini tavsiye ediyorum. Öyle satış / ticaret / üst düzey yöneticilik gibi işlerde çok daha iyi paralar kazansa bile mutlu olamaz. Bilimsel işlerle uğraşmak onu çok daha mutlu eder. Dikkatliden kastım da muhasebeci dikkati değil (sanırım detaycılığı kastediyor). İnsanlarla çok iyi geçinir ancak ilişkileri geliştirme uğruna çok bir şey yapmaz. Politika gibi işlere şimdi değil ancak kendisini aranan kişi konumuna getirdikten sonra girişmelidir. Tarafsızdır. Sevimli bir karaktere sahiptir.

Ben bu notları alırken baya bir etkilendim: “Nasıl olur ya? Nasıl bilebilir bu kadarını da?” Burada bahsettiği her şey doğru diyebilirim. Belki bir gün özel test yaptırır daha iyi bir analiz elde ederim ancak şu haliyle “Ben ancak Akademisyen olarak, insanlığa faydalı şeyler üreterek mutlu olabilirim” düşüncemi bir hayli gaza getirdi.

Tüm bu dediklerini doğrulamak amacıyla tekrar bir e-posta gönderdim ve dediklerinin doğru olduğunu belirttim. Ancak sağlık analizi yapmadığını söyledim. Dediklerimden o kadar mest oldu ki sağlık analizini unuttu :( Neyse, bir başka teste. Zaten çok daha güncel bir yazı kullanmak faydalı olacaktır. Aslında gönderdiğim yazının bilimsel ders notu olmasından dolayı akademisyenlik tahminini yaptığını da düşünmedim değil :)

30th Kas 2009 | Posted in: Hayat 1

Bu aralar ilgi alanlarımdan birisini malum Domuz Gribi oluşturmakta. Bu konuda oldukça uzun araştırmalar yaptım ve elde edindiğim bilgileri paylaşmak istedim. Doktor olmadığım için bu bilgileri bir de kendi doktorunuza sormakta fayda var. Ayrıca hata varsa lütfen düzeltin. Yazı teşhis/tedaviden ziyade önlem ve sağlık desteği amacı taşımaktadır. Sorumluluk kabul edilmez :)

Domuz Gribi Nedir?

Domuz gribi, H1N1 virüs grubunun yeni nesil bir üyesidir ve Nisan 2009′da ortaya çıkmıştır. Bu gruba ait eski nesil virüsler özellikle 1918, 1957 ve 1976 yıllarında salgına sebebiyet vermiştir. İlk salgın 50 Milyon ölümle sonuçlansa da 1976 yılındaki salgında çok az sayıda kayıp olmuştur. Kayıpların çoğu da yapılan aşıların yan etkilerinden kaynaklanmaktadır. Yeni nesil domuz gribinin 8 Geni mevcuttur. Bu genler Domuz, Kuş ve İnsan griplerinde bulunan genlerin bir karmasıdır. Bulaşıcılığı uzun yıllardır görülen H3N2 mevsimsel gribine göre çok daha fazla olmasına karşın ölümcüllüğü çok daha düşüktür. Çoğu kişinin ayakta atlatabildiği Domuz gribinin tehlikeli olarak görülmesinin sebebi ise mutasyona uğramaya en çok meyilli olan genlerden oluşuyor olması ve mutasyona uğradığında daha ölümcül olabileceği endişesi.

Şu haliyle domuz gribinin görüldüğü kadarıyla 2 tür öldürme yöntemi var:

  1. Bağışıklığı zayıf insanlarda bağışıklığı daha da zayıflatarak aynı anda zatürreye sebebiyet vererek.
  2. Bağışıklığı kuvvetli insanların (özellikle gençlerin) virüse aşırı tepki vererek Sitokin fırtınası oluşturmasına sebep olarak.

Sitokin Fırtınası (Cytokine Storm)

Gündemde olan Domuz ve Kuş gribinin bazı hastalarda sebebiyet verebildiği komplikasyondur. Virüs vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi dengesiz bir şekilde savunma hücreleri (sitokin) hazırlamaya başlar. O kadar fazla hücre üretilir ki sıvı formu oluşturan bu hücreler akciğerlere hücum eder. Akciğerlerin sıvıyla dolması sebebiyle nefes almak zorlaşır ve ölüme sebebiyet verebilir. Bu olay oldukça az kişide meydana gelmektedir. Buradaki yazıya göre TNF-alpha, IL-6, IFN-gamma, IP-10, IFN-beta türü hücrelerin azaltılması teoride sitokin fırtınasını dindirmeye yardımcı olabilirmiş. Aşağıdaki gıdalar bu fırtınayı dindirebilecek maddeleri içeriyor:

  • Yeşil Çay
  • Siyah Çay
  • Quercetin
  • Nar suyu
  • Resveratrol içeren maddeler (kırmızı/siyah üzüm çekirdeği)
  • Zerdeçal
  • Kara biber
  • Çiğ, rendelenmiş sarımsak (1 saat içerisinde tüketilmeli)
  • Kırmızı palmiye yağı
  • Vitamin E
  • Hindistan Cevizi yağı
  • Vitamin D3 (aşırıya kaçmadan)

Maddeler arasında üzüm çekirdeğinin aynı zamanda kan basıncını arttırıcı etkisi var. Halbuki sitokin fırtınası geçiren kişilere kan basıncını düşürücü ilaçlar verdiklerini, böylelikle ciğerlere dolan sitokin miktarının azaltıldığını okumuştum. Burada bir tezat var. Birisi aydınlatırsa sevinirim.

Bununla birlikte Balık ve Zeytin yağının hem olumlu hem de olumsuz sonuç verebildiği görülmüş. Çikolata ve şeker içeren ürünler (örn: bal) ise bu fırtınayı destekleyecek nitelikle maddeler içeriyor. Herkesin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmesi için tavsiye ettiği Ekinezyanın ise bu fırtınaya sebep olan hücrelerin üretimini desteklemekte, yani zararlı olduğuna dair iddialar var ancak kesin bir sonuç mevcut değil. Ek olarak allerjik durumlarınız varsa mümkün olduğunca allerjenlerden uzak durun. Çünkü allerjik reaksiyonlar sitokin fırtınası gibi vücudun aşırı tepki vermesi sonucu oluşur.

Kaynaklarda antiviral olarak Yeşil Çay, sarımsak, kabuğuyla beraber taze sıkılmış elma suyunun adı geçerken Vitamin C virüslerin çoğalmasını engellemekte. Eğer meyvelerin yanında takviye C vitamini alıyorsanız Çinko ile birlikte almak C vitaminin emilimini kolaylaştırmakta. Ancak çinkonun fazlası zararlı. Uygun dozajı tutturmak gerek.

Kefir bağışıklığı kuvvetlendirmekte ancak sitokin fırtınası ile ilişkisine dair bir araştırma yapılmamış.

Okul doktorumun tavsiye ettiği, İmuneks adıyla piyasada bulunan beta-glukan maddesinin de bağışıklık sistemini düzenleyici olduğuna dair bulgular edindim. Buna rağmen sitokin fırtınasına sebep olabilir diye kaçınılmalı diyenler de var. Görünüşe göre bilimsel bir araştırma mevcut değil.


Belirtileri

Mevsimsel grip ile benzer belirtilere sahiptir. Başka bir hastalık sebebiyle olmayan ve koltukaltı 38°C’den yüksek ateşle birlikte aşağıdaki belirtilerin görülmesi H1N1 şüphe sebebidir:

Boğaz ağrısı
Yaygın vücut ağrısı
Öksürük
Basağrısı
Burun akıntısı
Solunum güçlüğü
Kusma
İshal
  • Boğaz ağrısı
  • Yaygın vücut ağrısı
  • Kuru Öksürük
  • Baş ağrısı
  • Burun akıntısı
  • Solunum güçlüğü
  • Kusma
  • İshal

Burada kuru öksürük en ayırt edici özelliklerden birisi. Ancak şöyle bir ihtimal daha var. Aynı anda başka bir enfeksiyon daha kapılmışsa ve o enfeksiyon balgamlı öksürüğe sebebiyet veriyorsa bu durum sizi aldatabilir. Dolayısıyla “öksürüğüm kuru değil, balgamlı o yüzden domuz gribi değilim” demek çok doğru değil.

Normalde 3 günü geçen ateş durumunda sağlık kuruluşlarına başvurulması tavsiye ediliyor ancak antiviral tedavi, belirtilerin ilk 2 günü içerisinde kullanıldığında en etkilidir. Dolayısıyla yüksek şüphe halinde 3 günü beklememekte fayda olabilir. Şu anda DSÖ’nün bildirisine göre dünyadaki griplerin %99.9′u H1N1 ve bu hastalıklar bir antiviral olan Tamiflu ile tedavi edilmeli. Ancak pratikte bu çok da doğru değil. Polonya’da geçen hafta açıklanan rakamlara göre yaklaşık 170,000 grip hastasının sadece 300′e yakını H1N1 idi. Türkiye’deki doktorlar da mevsimsel gribin hala mevcut olduğunu söylemekte. Dolayısıyla Japonya’da beyne zarar verdiği sebebiyle yasaklanan Tamiflu ilacının bu koşullar altında doktora gitmeden kullanılması çok da doğru değil. Ancak risk gruplarının şüphe halinde koruyucu amaçla 1 kapsül kullanabileceği belirtiliyor. Ayrıca kafaya göre antibiyotik kullanımından da kaçınılmalı. Aksi takdirde virüsle birlikte gelişen bir bakteriyel hastalık antibiyotiklere direnç kazanmış olduğu için tedaviye cevap vermeyebilir. H1N1 hastası olunması durumunda Aspirin kullanmaktan kaçınmalı.

Hastaneye yatmayı gerektiren ciddi belirtiler:

  • Solunum güçlüğü
  • Göğüs ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı
  • Genel durumda bozulma
  • Beş günden uzun süren ates
  • Ciddi ve sürekli kusma
  • Morarma

Fiziksel Korunma

Öncelikle fiziksel olarak kendimizi korumalıyız. Bunun ilk adımı herkesin dediği gibi bol bol elleri yıkamak, elleri yüze sürmemek. Virüs göz, burun ve ağızdan bulaşıyor. Hapşırmak ve öksürmek ile ortama çok sayıda virüs yayılacağından hapşıran/öksüren birisini gördüğünüz anda oradan uzaklaşmak iyi bir fikir olabilir. Cerrahi maskelerin koruyuculuğu oldukça düşük. Bu tür maskeler daha çok hasta olan insanlar virüsü etrafa saçmasınlar diye kullanılıyor. Öte yandan sağlıklı insanların da bir miktar koruma sağlaması amacıyla bu maskeleri riskli ortamlarda takmaları tavsiye edilse de bu maskelere güvenilmemeli. Maskeler nemlendiği zaman koruyuculuğunu kaybettiği için birkaç saatten fazla kullanılmamalı, maskeler ellenmemeli. Daha iyi koruma isteniyorsa N-95 türü maskeler kullanılmalı. Bunlar çok daha iyi koruma sağlıyorlar.

Mümkün olduğunca havadar ortamlarda bulunmalı, kalabalık ortamlardan kaçınmalı. Tokalaşma, sarılma, öpme gibi alışkanlıklardan uzak durmalı. Mümkün olduğunca güneş alan ortamlarda bulunmalı. Çünkü güneşin yaydığı ultraviyole ışınları virüsleri inaktive eder.

Virüsü kapan ve ilk aşamada yok edemeyen birisi 2-3 gün içerisinde etkilerini hissetmeye başlar.Belirtilerin başlamasından 1 gün önce ise fark etmeden etrafına virüsü bulaştırmaya başlamıştır bile. Virüs havada 2 saate kadar asılı kalabilirken sert yüzeylerde 3 güne kadar, mukus tabakası içerisinde ise 17 gün kadar yaşayabilir. Ayrıca aşı olan birçok insan, aşının içerisindeki virüs sebebiyle o hastalığı gerçekten geçirmekte, dolayısıyla etrafına virüs saçmaktadır. Bu yüzden aşı olan insanlara karşı da 3 haftaya kadar tetikte olmalı.

Dezenfekte işlemi

Akşamları eve geldiğinizde tuzlu su ile ağzınızı gargara yapıp yine tuzlu su ile burnunuzu temizleyebilirsiniz. Ayrıca karanfil çiğnemek, adaçayı içmek/gargara yapmak, Okaliptüs buğusu yapmak ağız ve solunum yollarını dezenfekte etmekte faydalıdır (Okaliptus yağını bir litre kaynar suya 6 damla ilave edin ve başınızı suyun kaynadığı kaba doğru uzatın.).

Ayrıca sıcak sıvılar (bitkisel çay, çay, kahve, vs), virüsün yaşayamayacağı bir yer olan mideye inmesini sağlarlar.

Virüs çamaşır suyu, deterjan, sabun ve alkole karşı dayanıksız. Dolayısıyla ortak kullanım alanlarını sık sık çamaşır suyuyla silmek, kişisel eşyaları (çanta vs.) alkollü mendillerle silmek faydalı olacaktır. Ayrıca alkol içermeyen “anti-bakteriyel” ürünler sadece bakterilere etki eder, virüslere değil!

Düzenli Olarak Yapılabilecekler

Temiz havada yapılan sporun/yürüyüşün bağışıklık sistemine çok faydaları var. Gıda olarak ise göğüs yumuşatmak için ıhlamur, boğaz/bademcik ağrısı/dezenfekte işlemi için adaçayı, antiviral etkisi için yeşil çay, akciğerleri kuvvetlendirmek için keçiboynuzu suyu, bağışıklığı kuvvetlendirmek için kahvaltının ardından nar suyu içilebilir, antibiyotik/antiviral etkisi sebebiyle rendelenmiş sarımsak yenebilir. Sarımsağın antibiyotik özelliğini gösteren allicin maddesi sarımsak rendelendiğinde ortaya çıkmaktaymış.

Tüm bunları sadece fikir vermek için yazdım. Elbet hatalı bilgi olabilir, o yüzden kendiniz de bu bilgileri doğrulayın ve doktorunuza danışmadan hareket etmeyin. Malum gıda ve ilaçlar kişiden kişiye farklı etki yapabilmekte ve yukarıda anlattığım bulguların bazıları daha ilk izlenimler. Henüz kesin sonuç elde edilememiş. Sağlıklı günler diliyorum.
27th Eki 2009 | Posted in: BT, Hayat 5

Beyin fırtınası yapmayı severim. Çoğu zaman güzel bir fikir bulup bunu zaten yapan başka birisinin olduğunu görsem de yılmadan mantıklı-mantıksız, komik-ciddi, yapılabilir-zorluklarla dolu çeşitli fikirler üretirim. Ancak hayat koşuşturmacası sebebiyle sadece az bir kısmını gerçekleştirme fırsatı bulabiliyorum. Bu fikirlerin hepsini gerçekleştiremeyeceğim için belki bir yapan çıkar da insanlığa faydası olur ümidiyle paylaşım yoluna gitmek istedim. Bazıları saçma, yapılamayacak kadar zor, yapılmış, vs. olabilir. Ancak buradan esinlenerek başka fikirlerin de doğabileceğini düşünüyorum. Görüşlerinizi beklerim.

Özgür Yazılım

  • Site ve hesaba özel parola üreteci. Yapacağı şey sitenin URL’ini ve kullanıcı adınızı alıp seçeceğiniz bir algoritmayla şifrelemesi ve bunu parola olarak size sunması. Böylelikle her siteye özel parolanız olacak.
  • Yakuake’de çalışan/biten bir işlemi haber veren bir KDE4 plazmoid.
  • Linux için PPPoE /ADSL bağlantı kurulum arayüzü – Pardus için NetLink modülü. Işık Üniversitesi yurtlarında kalan insanlar artık kolaylıkla internete girebilmeli.
  • Python docstring parametrelerine (return vs) bakarak akıllı kod tamamlama yapılabilir.

Verimlilik – Sosyal Sorumluluk

  • Okullarda yıl başında kitap takas / 2. el satış / bağış fuarı yapılabilir. Çoğumuz okul kitaplarımızın yüzüne bir daha bakmıyoruz. En azından kitaplar bu şekilde değerlendirilmiş olur, döviz çıkışı engellenir.
  • Otistik insanların oldukça zeki oldukları söyleniyor. Günümüz yapay zeka / makine öğrenmesi çalışmalarında bu insanlar öğretmen (trainer) olarak hayata kazandırılabilir. Onların kullanabileceği tarzda görsel bir arayüz ile bir veritabanı oluşturulabilir. Bakınız: Open Mind Common Sense
  • Organik çöplerden enerji elde edilebiliyor. Bunun yanında plastik çöpler ise geridönüşümle yeniden kullanılabiliyor. Akşamları atılan çöplerden pet şişeleri toplayan çok sayıda insan var. Eğer bu atıklar bir şekilde ayrılabilseydi ikisi de zararsız bir şekilde değerlendirilebilirdi.
  • Ocakta pişen yemek/kaynayan su sıcak buhar üretir. Bu da aspiratör vasıtasıyla bir boruyla evin dışına atılır. Buradaki ısı enerjisi bir şekilde tekrar değerlendirilmeli, boşa gitmemeli. Uçuk bir fikir: çift katlı ocak. Alttaki ocağın ısısından üstteki, üsttekinin ısısından alttaki faydalanır.

Teknoloji

  • TV’de reklamların girdiğini tespit edip reklam süresince başka bir kanalın / kaydın izlenmesini, asıl kanalda reklam biterken ise bunu tespit edip o kanala dönüşünü sağlayan bir yazılım. (Kanallar boşuna kızmasın, yapılması çok zor bir proje :) )
  • Anadolu’da anız yakımları yasaklanmasına rağmen devam ediyor ve büyük tehlikeler arz ediyor. Yanan tarlalar ve hatta ormanlar uydudan tespit edilebilir (Orman yangını tespiti için böyle bir projeye başlanmış sanırım).
  • Piyasada bilinmemekle birlikte ufak panelleriyle güneşten şarj olan, ardından gece olduğunda içeriyi aydınlatan perdeler mevcut. Aydınlatıcı led yerine pervane konularak gündüz vakitlerinde içerinin serinletilmesi sağlanabilir.
  • Arabaların üstü güneş panelleriyle donatılıp klimaların bu güçten faydalanması sağlanabilir. Böylelikle arabaya nüfuz eden ısı da soğurulmuş olur.
3rd Eki 2009 | Posted in: Hayat 2

Bu yazımda sizlere değişim öğrencisi olarak gittiğim Kanada hakkındaki izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Kanada nasıl bir ülkedir, yaşam nasıldır, eğitim nasıldır, yaşam giderleri, insanları, coğrafi yapısı, gitmeli mi, gitmemeli mi…

Kanada-ortographic

Konum ve Yönetim

Öncelikle Kanada, ABD’nin Kuzey komşusudur. Sanıldığı gibi kutuplarda felan değildir. Güney sınırı yaklaşık olarak Kosova ile aynı hizadadır. Kuzey sınırları ise kuzey kutbuna kadar uzanmaktadır. Eyalet sistemiyle yönetilmektedir. Resmi dili İngilizce ve Fransızca’dır. Quebec eyaleti’nde resmi dil Fransızca iken diğer eyaletlerde İngilizce’dir.

Kanada-eyaletler

Coğrafi Yapısı ve İklimi

En büyük şehirleri Ontario eyaletinde bulunmakta olup başkenti Ottawa, en büyük şehri Toronto‘dur. Ontario gördüğüm kadarıyla düzlük olsa da iç kesimlerdeki eyaletlerde ulaşım bir hayli zormuş. İklimi British Columbia eyaletinde ılıman iken diğer eyaletlerde oldukça serttir. Alberta eyaletinde havalar yazın bile -20′li derecelere düşebilir.

Ottawa

Yaklaşık 1 milyon nüfusu vardır. Kışları hava sıcaklığı -42*C’ye kadar düşebilir, yazları ise 30*C’yi geçebilir. Kasım – Nisan arası kar yerde kalır. Günlük sıcaklık değişimi 20*C’den fazla olabilir (sabah 3*C, öğlen 27*C gibi). Rize gibi çok yağış almaktadır. Kışın kar, bahar ve yaz aylarında yağmur eksik olmaz. Kışın en güneşli günler en soğuk günlerdir. Güneşli gün sayısı fazladır. Havası temizdir. Rüzgar çok fazladır ve hissedilen sıcaklığın 10-15*C daha düşmesine sebep olur. Aniden gelen bir rüzgar hava 8*C diye kısa kollu dolaşmaya çıkan birisini -10*C’de hasta edebilir.

Şehirleşme planlı, ulaşım oldukça kolaydır. Toplu taşıma araçları dakiktir. 110 km bisiklet ve koşu parkuru, birçok park ve şelalesi vardır. Harika bir doğaya sahiptir. Evler genel olarak malikane tarzında olmakla birlikte yüksek bloklar, şehir merkezinde ise orta boy gökdelenler mevcuttur. Şehrin bir ucundan diğer ucuna doğru otobüs kullanmak kaydıyla yarım saatte gidebilirsiniz. Yaşamak için güzel bir şehirdir ancak birçok kişi tarafından sıkıcı olması ve sert havası sebebiyle eleştiri almaktadır.

Oldukça güvenli bir şehirdir. İnsanlar gecenin üçünde bile güvenle dışarıda dolaşmaktadırlar. Nüfus yoğunluğu düşüktür. Dilencileri az sayıda olmakla beraber “yok” dediğinizde gitmesini de bilir, üzerinize yapışmazlar.

Toronto

Kanada’nın en büyük şehridir. Nüfusu yaklaşık 5 milyondur. Ottawa Ankara’ya benzerken, Toronto İstanbul’a çok benzemektedir. Kozmopolitan yapıdadır. Gelir dağılımı Ottawa’ya göre daha düzensizdir. Dolayısıyla çapulcu sayısı çok fazladır. Nüfus daha yoğundur ve bence daha tehlikelidir. Bir Türk dönercisinden Toronto’dan her gün 3-4 kişinin öldürüldüğünü duydum. Sokaklarda çetemsi tiplerin dolaştığını görünce pek sevemedim bu şehri.
(daha fazla…)

23rd Eyl 2009 | Posted in: Hayat, Okul 5

Uzun zaman oldu yazmayalı. Elbette mazeretlerim var. Dikkat ederseniz şimdiye kadar hep hayatımda yaşanan büyük gelişmeleri veya büyük olmazsa ufaklıkların derlemesini yazmaktaydım. Geçtiğimiz bir ayda ise büyük bir gelişme beklediğim ancak bu gelişme sürekli ibre değiştirdiği için yazamadım. Ne diyor bu ya? dediğinizi duyar gibiyim.

Öncelikle tatilden döner dönmez çeşitli iş/okul görüşmeleri yaptım. İlk görüşmem Alcatel ileydi. Java ve J2EE teknolojileri hakkında sözlü sınav yaptılar. Java bilgim okulda gördüğüm Java dersinden ibaret olduğu için ancak soruların %~40′ına cevap verebildim. Özgeçmişimde birçok teknolojiyi/dili bildiğim yazıyordu ancak bu bilgiler onların işine yaramayacaktı. Asıl istedikleri Java ise bende yoktu. Onları rahatsız eden diğer bir konu ise Python ile haşır neşir olmam sebebiyle Java’da sıkılabilecek olmamdı. Nitekim görüşme çok olumlu geçmediği için bir sonuç çıkmadı.

İkinci görüşmem orta ölçekli bir sistem firmasıyla idi. Bir arkadaşımın özgeçmişimi göndermesi üzere buraya görüşmeye çağrıldım. İki açık pozisyon vardı. Birisi C programcısı, birisi ise Sistem Yöneticisi pozisyonları. İkisi de bana çok cazip gelmiyordu. O yüzden orası da olmadı.

Neden sonra, Boğaziçi Üniversitesi’ne Yüksek lisans mülakatı için gittim. 8-10 tane profesör vardı mülakat salonunda. Referans mektuplarımın arasında tez hocamın olmamasına taktılar, laf atıp sıkıştırdılar. Ben de yanlış anlaşılma sonucu bir kırgınlık yaşandığını, hocamın referans mektubu verip vermeyeceğinden emin olmadığım için ondan istemediğimi söyledim. Sonra tezimle ilgili sorular sordular. Hocalardan birisi çok ilgilendi, sürüyle soru sordu. Elimden geldiğince yanıtlamaya çalıştım. Ben çıkarken beni kastederek “bu iyi…” dedi. Çıkmadan önce ise “ne zaman açıklanır” deme gafletinde bulundum. Birkaç tanesi kızdı, kimisi ise güldü. Fen Bilimleri Enstitüsünden öğrenebilirmişim. Her ne kadar zor duruma düşsem de bir hocanın “bu iyi” diyerek ilgi göstermesi umutlandırmıştı beni.

Tam demeye başlamıştım ki, “en iyisi ben Boğaziçi’ye kabul edildikten sonra az da olsa karşılıksız olan TÜBİTAK bursuna başvurayım”, yeni kurulan bir veritabanı destek / entegrasyon şirketi beni görüşmeye çağırdı. İş hakkında hiçbir bilgimin olmaması, yapacağım işin tanımını kafamda canlandıramamam ve diğer bazı özel sebeplerle buraya da olumlu cevap veremedim.

O sıralarda Boğaziçi’nin kabul sonuçları açıklandı. Reddedilmişim. 2.77 ortalamayla Bilgi Üniversitesi’nden bile kabul almışken, 3.74/4.00 ortalama, 97.6 / 100 ALES, 105 TOEFL puanımla beni reddettiler. Tez notum sebebiyle mi, referans mektubu almadım diye mi, yoksa başka bir sebep mi var bilemiyorum. Bu yüksek lisans işleri o kadar sarpa sardı ki, artık “Sanırım yüksek lisans yapmamam gerekiyor” demeye başladım:

  1. Şubat 2009 – Herkes bunca zamandır -başkalarına yaptırdıkları- basit web siteleriyle AA alırken akademik proje üzerinde çalışmamıza rağmen bitirme tezimizden talihsiz bir şekilde orta not almam.
  2. Mart 2009 – Kanada’daki Carleton Üniversitesi’ne yüksek lisans başvurum için hocamın gönderdiği referans mektubunun Aras – DHL Kargo el değiştirmesi sırasında denetlenmek maksadıyla (!) açılması.
  3. Temmuz 2009 – Bölüm birincisi olacakken yönetmeliklerin bu sene değişmesi sebebiyle son anda ikinci olmam.
  4. Yaz 2009 – Belçika’dan kabul almama rağmen son anda hiç beklenmedik sorunların çıkması ve gidememem
  5. Eylül 2009 – Boğaziçi mülakatında tez hocamdan referans mektubu almadığımın hocaların dikkatini çeken ilk şey olması ve reddedilmem.
  6. Eylül 2009 – Kadir Has’a başvuru için gittiğimde hava muhalefeti sebebiyle çalışanların erken çıkmasına izin verildiğini öğrenmem ve başvuramamam. Hey! Bu da nereden çıktı? Aşağıda yazıyor.

O sırada arkadaşım Cengiz Parkyeri Holding’in Kartaca firmasında staj yapmakta. İşe alım yapacaklarmış. Oraya başvurdum. 2 farklı pozisyon için 2 mülakata çağırdılar. Teknik mülakatta CV’min uzun olmasına kıl olup PHP’nin incik cıncık yerlerine girdiler: İkinci mülakatta Python’la çok uğraştığımı, ancak takımlarında Python kullanılmadığını, dolayısıyla bu bilginin kendileri için bir şey ifade etmediğini, ayrıca Python’la uğraşanların diğer dilleri kullandıklarında mutlu olamadıklarını belirttiler. Tüh be dedim, kimin aklına gelirdi Python bilmek, kullanmak olumsuz etki yapacak.

Yine bu sıralarda kendisiyle iletişim halinde olduğum Cesim hocam beni Kadir Has Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği yüksek lisansına ve TÜBİTAK destekli projesinde çalışmaya davet etti. Yalnız son başvuru tarihi görüşmemizin ertesi günü idi. Apar topar belgeleri hazırlayıp Kadir Has’a ulaştım ancak şiddetli yağış beklentisiyle erken paydos verilmiş, başvuramadım. Şansın bu kadarı! :) Sonra mülakat günü başvuru belgeleriyle birlikte gittim ve kabul ettiler. Umarım yukarıdaki talihsiz olaylar dizisi bu projeye girebilmem içindir ve listeye yeni maddeler eklenmez.

Şu durumda bir aksilik olmazsa projede Algoritma, Graph Teorisi, Biyoinformatik alanları üzerine çalışacağım. Çok merak ettiğim Yapay Zeka’ya giriş yapamıyorum ancak ileride bir gün o alanlara da giriş yapabilmeyi ümit ediyorum. Bu projeden elde edeceğim en büyük  kazançlar -umuyorum ki- zihinsel gelişim, algoritmalara hakim olmak, Biyoinformatik öğrenmek ve akademik çalışmalarda yer almak olacak.