Category: Türkçe

Date:

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS - LYS) tercihleri öğrenciler ve veliler için en kritik dönemlerden birisi. Tercih döneminde alınan puana göre öğrencinin geleceği hakkında önemli bir karar vermek gerekiyor. Tercih danışmanları yardımcı olabiliyor olsa da her alana hakim olmaları mümkün değil. Farklı alanların farklı dinamikleri olabiliyor. Bilgisayar Mühendisliği de bunlardan bir tanesi. Bu yazımda şahsi bakış açımdan tercihlerde dikkat edilmesi gereken hususları anlatacağım. Tek dayanağım tecrübe ve gözlemlerimdir, ifadelerim şahsidir, kesinlik arz etmemektedir.

Devlet mi Vakıf mı?

Devlet üniversitelerinde daha kozmopolit bir ortam oluyor. Zengini de fakiri de şehirlisi de köylüsü de devlet üniversitesinde eşit şartlarda okuyabiliyor. Öğrenciler ise genelde okumak için orada oluyor. Bazı vakıf üniversitelerinde bu heterojenlik olmayabiliyor, diploma almaya gelmiş, dersle ilgisi olmayan, mezun olunca aile şirketinde alakasız iş yapacak insanlar olabiliyor. Özellikle de düşük puanlı olanlarda. Eğer ortam sizin için sorun olacaksa iyi araştırmakta (vakıf üniversitelerinin hepsi böyle değil) ya da devleti tercih etmekte fayda var.

Bununla birlikte vakıfların devlete göre daha iyi maddi olanakları olabiliyor. Ama eğer donanımla uğraşmayacaksanız bu o kadar da önemli değil bence. Bununla birlikte vakıflar arasından ticarethane olmayanları tercih etmeli.

  • Bazıları %100 burslu giren öğrencilerden bile yaz okulu parası istiyor, bazıları ise her yaz ücretsiz 3 ders aldırıyor.
  • Bazıları başarısızlık durumunda bursu kesiyor, bazıları asla kesmiyor.
  • Bazıları 4 yılda mezun olamayanlardan tam para istiyor, bazıları ise kredi başına cüzi bir ücret talep ediyor.

Bununla birlikte Anadolu'da orta halli bir devlet üniversitesi mi, İstanbul'da eğitimi iyi olan tam burslu bir vakıf üniversitesi mi diye soracak olursak konuştuğum birçok kişinin kanaati ikincisi ağır basıyor. Bunda bilişim faaliyetlerinin tamamına yakınının İstanbul'da, gerisinin de Ankara'da olmasının etkisi var.

Unutulmaması gereken bir nokta da üniversitenin konumu ve getireceği maliyet. Şehir dışında bir üniversitede okumak ile şehir içindeki bir vakıf üniversitesinde okumak aynı paraya denk gelebiliyor. Bunun hesabını yapmalı. Maliyetin dışında trafik çilesi de önemli. İstanbul gibi bir metropoldeyseniz Tuzla'dan Avcılar'a gitmek çok mantıklı olmayabilir. Süre, aktarma çilesi, trafik çekilmez boyutlara ulaşabilir.

Kadrosu Nasıl?

Kadroda doçent ve profesör olması iyidir, üniversitenin çekiciliğini gösterir. Ayrıca üniversitedenin araştırma etkinliğini sağlayan doktora programlarının açılabilmesi için iki profesör ya da bir profesör ile iki doçent gereklidir. Bununla birlikte araştırmayı bırakmış, dünyaya kapalı, yeniliğe kapalı profesörler yarardan çok zarar getirir. Dolayısıyla profesör sayısı yegane ölçüt değildir. Önemli olan etkinlik seviyeleridir.

Bazı vakıf üniversiteleri alakasız bölümlerden öğretim görevlisi getirerek bölüm kuruyor. Bu kişiler eğer genç ve aktifse göz yumulabilir çünkü geldikleri bölümün derslerini öğrenip öğretebilir. Ama yaşı ilerlemiş bir kimya profesörünün bilgisayar mühendisi perspektifiyle bilgisayar dersleri anlatmasının daha zor olacağını tahmin ediyorum.

Kadro ne tamamen tecrübesiz, araştırması olmayan öğretim görevlilerinden oluşmalı, ne de pasif profesörlerden. Yeniliklere açık olmalı. Eğer hala Cobol, Pascal ve C öğretiliyorken Java/Python gibi dillerden haberleri yoksa sıkıntılı.

İsim Önemli mi?

Bazı şirketler işe alımlarda isime çok önem veriyor. Çünkü Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, Bilkent, Koç, Sabancı gibi okullardan mezun olanların belli bir seviyenin üzerinde olacağını, daha kaliteli iş üreteceğini biliyor ve bu seçimi daha risksiz görüyor. Bu üniversitelerden yeni mezun birisini 3000 TL ile işe almak mı, hiç bilmediğin bir üniversitenin mezununu 2000 TL ile işe almak mı?

Bu üniversiteler kadar olmasa da ismi olan Hacettepe, Yıldız, Marmara, Ege, Dokuz Eylül, Ankara gibi üniversiteleri mi tercih etmeli? Yoksa daha orta halli vakıf üniversitelerini mi? Bazı vakıf üniversiteleri ismi olan bu okullardan çok daha iyi ve güncel eğitim verebilmekte. O sebeple eğer en iyi okullara puanınız tutmuyorsa sadece isme bakarak hareket etmemeli, vakıfları da değerlendirmeli.

Bununla birlikte kurumsal bir yerde çalışma niyetiniz varsa saydığım üniversitelerden birisinde okumak tercih sebebi olabiliyor. Zira kurumsal şirketler isme nispeten fazla önem verebiliyor. Maaş skalası belirli olduğu ve yan haklarıyla tatmin edici bir imkan sunduğu için bu okulların mezunlarıyla birbirlerini karşılıklı olarak tercih edebiliyorlar. Bununla birlikte kurumsal olmayan yerlerde ise "Bu Boğaziçili; burnu havada olur, çok da para ister" endişesi olabiliyor, mülakata bile çağrılmayabiliyorsunuz. Nitekim şirketim adına yaptığım işe alım mülakatlarında herhangi bir üniversiteden yeni mezun birisi 1500-2000 TL maaş beklentisine sahipken yeni mezun bir Boğaziçili'nin 3000-3500 TL isteyebildiğini görmüştüm.

Vakıf üniversitelerine dönecek olursak, mezunu olduğum Işık Üniversitesi son 10 yılda sektörde adını gayet iyi duyurdu. Işık mezunlarının kaliteli olduğunu birçok kişi biliyor. Benzer şekilde son 3-4 yılda Özyeğin ve Şehir Üniversiteleri atağa geçti ve birden puanlarını İTÜ seviyelerine yaklaştırdılar. Gerek sağlam kadroları, gerekse yüksek puanla giren öğrenci kitlesi sayesinde kısa zamanda adlarını duyuracaklarına inanıyorum. Koç ve Sabancı ise zaten yıllardır zirvede.

Köklü mü Yeni mi?

Köklü üniversitelerin bir kültürü oluşmuştur, kendince bir havası vardır. Sistem oturmuştur, süreçler kolaylaşmıştır. Neyin nasıl yapılacağı bellidir. Yeni üniversiteler ise sistemi oturtmakla cebelleşmektedirler. Kuruluşunun ilk yıllarında bir yüksek lisans kaydı için 2 ay uğraştığımı biliyorum. Ama şu anda o da düzelmiş olmalı.

Henüz kurulmuş üniversitelerin ise kendilerini kanıtlama imkanları maalesef pek yoktur. Puanları henüz belirli değildir ya da oturmamıştır. Geleceğinin ne olacağı belli değildir. Vasat mı kalacaklar, yoksa Şehir, Özyeğin gibi atılım mı yapacaklar? Riskli bir yatırımdır onları seçmek. Sorunun cevabı hakkında bazı etkenleri inceleyerek tahmin yürütebiliriz. En önemli etken üniversitenin kurucusu, mütevelli heyeti, rektörünün vizyon sahibi ve dünyaya açık olup olmadığı. Türkiye ya da dünya çapında tanınan, vizyon sahibi birisinin kurduğu / yönettiği bir üniversitenin eğer bütçesi yeterli ve yatırımları yerindeyse atak yapmasını bekleyebiliriz. Bu durumda bu üniversitelere ilk girmek kolay olacağından karlı bir yatırım yapmış oluruz. Ayrıca üniversitede kendinizi göstermeniz, fark yaratmanız daha kolay olur.

Nasıl Değerlendirmeli?

Üniversitelerin vizyonu önemli. Web sitesinin modernliği ve güncelliği bile fikir verir. Tanıtımları için para harcamayı/emek vermeyi göze almışlar mı (not: devlet üniversitelerinden harikalar bekleyemezsiniz)? Kadrosu detaylıca anlatılmış mı? Kadronun araştırmaları aktif mi? Yoksa 5 yıl önce araştırmayı bırakmışlar mı?

Bazı üniversiteler ise kapalı ekosistem. Mezunlar üniversitede kalıyor, dışarıdan pek kimse gelmiyor ya da alınmıyor. Müfredat güncel dünyaya uyarlanmayabiliyor. Gördüklerim arasında Ege, Dokuz Eylül bunlardan. Eğitiminin (puanlar düşse de) iyi olduğu söyleniyor ama dünyaya açıklığı öğrenciye kalıyor. Buradan mezunların büyük kurumsal firmalarda iş bulabildiğini duydum ve bizzat gördüm. Yani pişiriyor ama süslemesi size kalıyor.

Üniversitedeki zihniyetin ne kadar düzgün olduğu önemli. İşler saçmasapan mı yürüyor? Bürokrasi fazla mı? Değişmez saçma kurallar mı var? Ekşi sözlükte yazılanlar yol gösterir ancak hiçbir zaman tam yansıtmaz. Son yorumlar daha önemli. Yeni ve tanınmayan üniversiteler hakkındaki yorumlar asılsız olması muhtemel. Yorumlar yüzeysel, tepkisel olabilir. Örneğin ben ekşide yazılan negatif yorumlara bakarak "Işık'a katiyyen gitmem" demiş ama kadrosunu ve kampüsünü gözlerimle görüp Işık'a gitmişim. Eğitiminden de, o zamanki ortamından da memnun kalmıştım. Bir diğer örnek ise Üsküdar Üniversitesi hakkında da kötü şeyler yazıyor ama incelediğinizde bunların çoğunlukla "apartman üniversite" ya da "bir diğer özel üniversite" temalı, tepkisel ve üniversiteyle alakası olmayan kişilerden olduğunu görürsünüz. Belirli bir tematik (sağlık/davranışbilim) alana odaklamış bir butik şehir üniversitesinin devasa bir kampüse sahip olmasını bekleyemezsiniz, gereksizdir de. Şehrin dışında devasa kampüsü olan üniversitelerin de "dağ başında ineklerle birlikte okuyoruz" denilerek eleştirildiğini de hatırlatayım (bu insanlara yaranılmıyor!). Bu sebeple Internet'teki yorumları okurken negatif/pozitif yorum sayısından etkilenmemeli, yorumların özüne dikkat etmelisiniz. Her yorumcunun yeterli değerlendirme yetkinliğine sahip olduğunu düşünme yanılgısına düşmeyin. Yoksa kaliteli ya da geleceği parlayacak birçok okulu elemiş olabilirsiniz.

Bununla birlikte bölümde okuyan son sınıfa yakın öğrencilere ya da yeni mezunlara (mümkünse en az 3 kişi) okul hakkında danışmak faydalı olacaktır.

Bilgisayar Mühendisliğinin Farkı

Bilgisayar Mühendisliği öğrencinin kendisini geliştirmesi gereken bir bölüm. Yazılımı pratik yapa yapa bir insan öğrenebilir. Ancak Ayrık Matematik, Veri Yapıları, Algoritmalar, İşletim Sistemleri gibi temel dersleri iyi almış olmakta fayda var. Bunlar da bazı eğitim sitelerinde artık online verilmekte. Bu sebeple eğer kendinizi geliştirmek için vakit ayırırsanız meşhur üniversitelerin mezunlarından çok daha iyi yerlere gelebilirsiniz. Zaten bu bölümde çaba göstermezseniz ya işsiz kalırsınız (okulda öğrendikleriniz yeterli değil, evet!) ya da vasat bir yerde ömür çürütürsünüz. Türkiye'deki yazılım sektörü maalesef yeterince kaliteli değil. Kaliteli yerler ise yetkin insan arıyor ancak bulamıyorlar. Bu açıdan kaliteli yetkin insana ciddi ihtiyaç var. Üniversite eğitiminiz süresince her boş vaktinizde bir şeyler öğrenmeli, projeler yapmalısınız. Başka bölümlerden mezun olanlar özgeçmişlerine birkaç seminer ismi yazmaktan başka bir şey yapamazken sizler projelerinizi ve bildiğiniz programlama dil/teknolojilerini sıralayabilirsiniz.

Bilgisayar Mühendisliği mi Bilimi mi?

Eskiden bölüme giren öğrenciler donanım yazılım diye ayrılırdı. Belki halkın daha kolay anlaması içindi, ya da Bilgisayar Bilimi o sıralar henüz gelişmediği için. Aslında Bilgisayar Mühendisi bilgisayar donanımı tasarlayabilen kişi iken; Bilgisayar Bilimcisi bilgisayar teknikleri ve uygulamalarıyla sorunlara çözümler üretebilen, yeni hesaplama yöntemleri ve araçlar üretebilen kişi. Türkiye'de mühendis talebi çok da fazla yok gibi. Daha ziyade gömülü sistemler ve robotik gibi alanlarda olabilir, onlar da Elektronik mühendislerinin zaten yapabileceği şeyler. Dünya artık bu ayrımı ayrı bölümler açarak (Bilgisayar Bilimi / Bilgisayar Mühendisliği) yapıyor. Bizde ise Bilgisayar Bilimleri ismini kullanmak tabu gibi bir şey. Mühendisliğin havası var diye mühendislik adı altında bölüm açıyoruz ama mezunlarının sıfırdan bilgisayar tasarlaması bir hayli zor.

Kariyer Hedefiniz

Akademik Kariyer için

Bazı okullar akademik kariyer yapmak için çok iyidir. Araştırma odaklıdır. Bunu kadrosunun makale etkinliği ve kalitesinden anlayabiliriz. Scientific Citation Index ya da Scientific Citation Index Expanded'a kayıtlı dergilerde yayınları olan akademisyenlerin araştırmalarının kaliteli olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte yurtdışı bağlantıları (özellikle doktorasını yurtdışında yapmış olanlar) olan akademisyenlerin bulunduğu üniversiteler yüksek lisans / doktora için yurtdışına gitmenize yardımcı olabilir. Özellikle de ismi iyi olan üniversitelerden gitmeniz daha da kolaydır. Duyumlarıma göre yurtdışında (yerine göre değişmekle birlikte) en çok tanınan üniversitelerin başında sırasıyla Bilkent, ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ geliyor. Bununla birlikte yüksek lisansınızı iyi bir not ortalamasıyla bir vakıf üniversitesinde bitirip, 2 iyi yayın yaptıktan sonra iyi bir referansla Türkiye'de ya da yurtdışında da iyi bir doktora programına girebilirsiniz. Önemli olan şey referans.

Yurtdışında Çalışmak için

Kendinizi projelerinizle ispatlamanız ve çok iyi olmanız durumunda okulun çok da bir önemi yok. Ama Silikon Vadisi'ndeki girişimlerden birinde çalışmak istiyorsanız gözlemim MIT/Harvard/Stanford kıvamındaki iyi (ve çok pahalı) üniversiteleri tek geçiyorlar, çok büyük bir projeyle (milyonlarca kullanıcısı olan vs.) kendinizi duyurmadıysanız pek şansınız kalmayabiliyor. Bununla birlikte yurtdışında dünyaca ünlü kurumsal firmalarda (Google, Amazon, Apple vs) çalışan arkadaşlarımın ise birçoğunun Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ vb. gibi yerlerden mezun olduğunu not etmekte fayda var. Bunda bağlantıların ve bu okullardan sonra yurtdışı yüksek lisans imkanlarının daha kolay olmasının katkısı büyük.

Özel Sektörde Çalışmak için

Geriye kalan alternatif Özel sektör oluyor. Hangi üniversiteden mezun olursanız olun, özel sektör kapısı her zaman açık. Ancak kurumsal alanda bazı üniversitelerin mezunları tutuluyor. Yukarıda saydığım çok iyi ve iyi üniversitelerin isimlerine ek olarak Işık mezunları da son dönemde adını duyurmuş durumda.

Puanlar/Sıralamalar

Bölüm ve Üniversite sayısının artmasıyle birlikte Bilgisayar Mühendisliği taban sıralamaları düşüyor. 2014'te 40000. sıradan öğrenci alan bir bölümden 2015'te mezun olan kişi 2010'da 20000. sıradan girmişti ve o girdiği sırada mezun olanlar 2005 yılında 8000. sıradan girmişlerdi. O sebeple sıralamanızdan daha iyi olan (istiyor olmanız şartıyla tabii) yerleri de yazmakta fayda var. Sakın ola puanı/sıralaması iyi diye istemediğiniz bir yeri yazmayın. İstek sırasına göre yazmanız elzem.

Bununla birlikte bazı Vakıf üniversiteleri %100 burslu kontenjanını düşürerek daha az sayıda ama başarılı öğrenci alıp daha yüksek puanla kapatmak, daha başarılı görünmek istiyorlar. Azalan kontenjanı ise %50 burslu kontenjanına aktarıyorlar. Puana bakınca başarılı gözükse de üniversitede eskiye nazaran daha başarısız bir öğrenci kitlesi oluşuyor.

Puan ve sıralamaları etkileyen bir mevzu da konum. Çok merkezi olan bazı üniversiteler eğitimi iyi olmasa da bu kolaylık sebebiyle puanını yükseltebiliyor. Evet, daha iyi öğrenciler geliyor ama öğretim kadrosunun ne kadar iyi öğrettiğinin üstü konum ile örtülmemeli. En azından temel derslerin iyi veriliyor olduğundan emin olmalı.

Bir mevzu da Dünyanın/Türkiye'nin en iyi 500 üniversitesi tarzındaki listeler. Bu listeler tamamen görecelidir. Bir kurum "En iyi"nin kriterlerini kendince tanımlar ve üniversitelere bu kriterlere bakarak yine kendince puan verir ve sonra sıralar. Sonuç olarak birçok kurumun birçok "en iyi" listesi ortaya çıkar. Birisinde X üniversitesi ilk 100'deyken birisinde ilk 1000'e bile giremez, çünkü kriterler değişmiştir. Birçok listede makale sayısı değerlendirilmekte. Bilgisayar Bilimleri alanında bir akademisyenin ortalama makalesi 10-50 iken, Tıp akademisyeni 100 makale çıkarabiliyor. Bu da Tıp Fakültesi olan üniversiteleri sıralamadan üst sıraya çıkartıyor. Bilgisayar Bilimleri nispeten deterministik olduğu için aynı çalışmayı tekrar yapmak pek kabul edilmez. Ama insan deterministik olmadığı için aynı çalışmayı farklı bir topluluk üzerinde yaparak makale çıkarabilirsiniz. Bu da makale sayısının çokluğunun sebebidir. Siz siz olun sadece bu listelere bakarak karar vermeyin.

Derslerin zorluğu ise puanla doğru orantılı olabiliyor. Boğaziçi'deki öğrenciler genelde sürekli çalışma halinde mesela. Eğer zora gelemiyorsanız bunu da dikkate almakta fayda var.

Sonuç

Siz siz olun geleneksel "puana göre sırala" yönteminden kaçının. Gördüğünüz üzere size en uygun üniversiteyi seçmeniz gerekmekte. İnce eleyin, sık dokuyun, sizin için en uygun üniversiteleri istek sıranıza göre sıralayın.


Share: FacebookGoogle+Email


Receive notification on my new posts

* required
Languages*   
* Different contents, not direct translation. You may choose both if you wish.
comments powered by Disqus