Hayat
Akademisyen Adaylarına Tavsiyeler
22nd Mar 2009 | Sınıfı: Hayat, Okul 3

Halim hocamızın verdiği Akademisyen adaylarına tavsiyeler seminerinden bahsetmiştim. Tuttuğum notları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Carleton’un sıralamasından bahsediyor. Kuzey Amerika’da 187. sıradaymış. Bunu da Webometrics gibi bazı sıralama sitelerini açarak gösteriyor. Ancak bu sıralamalar çok da sağlıklı değil. Çünkü tıp fakültesi olan okullar daha çok fon aldığı için daha üst sıralara çıkabiliyorlarmış. Bu sıralamalar eğer araştırmacı olmayacaksanız, iş yaşamına atılacaksanız, ya da Türkiye gibi popülaritenin önemli olduğu bir ülkedeyseniz önemliymiş. Eğer araştırmacı olacaksanız kariyerinizin ilk aşamalarında önemliymiş. Çünkü iyi bir hocaya öğrenci olabilmek için kendinizi kanıtlamanız lazım. Hiçbir akademik çalışmanızın olmadığı ilk dönemlerde ise kendinizi sadece okulunuzla kanıtlayabilirsiniz. Kariyerde ilerledikçe eski okullar artık söz edilmemeye başlıyormuş. Artık önemli olan “ne yaptım?”a geliyor. Bir akademisyen ödül için değerlendirilirken başarılarına, daha önce aldığı ödüllere, yayınlarına bakılıyormuş.
İki tür okul varmış:

  1. Yüksek kalite araştırma yapılması mümkün olan okullar
    • Marka okullar
    • Diğerleri(Carleton gibi)
  2. Yüksek kalite araştırma yapılması zor olan okullar.

Eğer en iyi okullarda (Stanford, MIT, Harvard, Cambridge, vs.) değilseniz geri kalanlarının insan gözünde çok da bir farkı olmuyor. Carleton’da ise kesinlikle yüksek kalitede araştırma yapma imkanı mevcut.

Doçent/Profesör gibi ön isimler sadece ünvan. Okula aittir, akademiden ayrıldığında kaybolur. Geriye kalan ise derecendir (degree): PhD.

Araştırma yapmak için yeterince kafa olduktan sonra zekanın çok da bir önemi yok.

  1. Eğer bir şey icat edilmediyse, o icat edilmek için bekliyordur. Aradığı şey ise zeki bir mucit değil, fark edilmektir.
  2. Mutlaka senden zeki, icadını anlayabilecek adamlar vardır. Dolayısıyla ben en zekilerden değilim, nasıl icat yapayım demek doğru değil.

İnsanların (akademisyenlerin) ilgisini çeken  bir konu seçmen lazım. Yani sıkılmamış bir portakal bulman lazım. Eğer birisi bir portakalı sıktıysa zaten geriye çok da bir şey kalmamıştır.

Akademik çalışmalar 3 türlüdür:

  1. Analitik çalışma
  2. Konsept / tanımlama çalışması
  3. Simülasyon çalışması
    • Kesinlik sağlamak zor
    • Genelde test için
    • Yayınlarda daha az kullanılır

Eskiden ülkeler arasında büyük bir fark vardı. Amerika, Avrupa’dan önde, Avrupa ise diğer kıtlardan çok çok öndeydi. Ancak iletişimin ve bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla işler kolaylaştı. Artık Afrika ve Asya’dan da çok güzel icatlar çıkabiliyor.

Yayınlar hakkında bazı düşünceler:

  • Sentez (bilgileri birleştirme), analizden daha zordur. Bu, yayınladığınız makale incelenirken değerlendirilecektir.
  • Kalite önemlidir, yayın sayısı değil.
  • Ne kadar atıf aldığınız önemlidir. Bu atıfların oluşması 2-3 yıl alır. Yayınların birçoğu 0 atıflıdır. Dolayısıyla 1 atıf almak bile güzel bir şeydir. Üzülmeye gerek yok ;)
  • Kariyerinizin ilk aşamalarında yazdığınız makalelerin yayınlandığı yerler çok önemlidir. Sizin potansiyelinizi gösterir.
  • Birçok yayın ileride akademisyene utanç verebilir. O yüzden boş ve kalitesiz makale yazmaktan kaçınmak gerekir.

h-index denen bir kavram vardır. Atıfların değerlendirilmesi sonucu oluşur. Değerli olan her çalışmanı yayınlamalısın. Yayınlamazsan boşa gider. Bilimsel bir dergide yayın yapmak konferans yayınından daha iyidir. Çok iyi bir dergide yayınlanmak, iyi çalışmanın göstergesidir. Bir makale önce konferansta yayınlanıp sonra dergide yayınlanabilir.

Hocamız bir öğrencisinden bahsetti. Bu öğrenci AT&T’de staj yapmış. Doktorasını yaparken de hem kendi projelerini yayınlamış, hocamızın diğer öğrencilerinin projelerine yardımcı olmuş, hem de ziyaretçi akademisyenlerin çalışmalarına ortak olmuş. Böylece yüksek sayıda kaliteli çalışmaya ortak olma şansı elde etmiş.

Eğer sonuçlar hakkında şüpheleriniz varsa, çalışmayı yayınlamayın. Mission: clearity!

Saygınlığınızı zarara uğratmayın. Master’ınızın son yılı çok önemli. Son 3 ayı çok daha önemli. Bu son 3 ay en verimli zaman. Bu sırada 2 adet bile yayın çıkabilir. Utangaç olma lüksünüz yok. Kendinizi göstermeniz gerekiyor. “Benim şöyle bir çalışmam var, göstermek istiyorum” diyerek kendinizi sunmalısınız. Burada bir örnek, trenle tüm Avrupa’yı dolaşarak çalışmalarını anlatan bir doktora öğrencisi idi. Oldukça faydalı olmuş. Çünkü birçok kişi kendisini tanır hale gelmiş. Diğer bir örnek olarak, Halim Hocamız da Carleton’a mülakata geldiğinde mülakatı yapanlar hocamızı çalışmalarından tanıyorlarmış zaten. Bağlantılar, tanışmalar, konferanslar çok önemli. Diğer araştırmacılarla bağlantı halinde olmalı. Çalışmalarına yorumlar yapmalı, kendimizi onlara tanıtmalı.

Her akademisyenin bir araştırma sayfası olmalı. Bu sayfada olacaklar:

  1. Yayınları
  2. Araştırma tanımları
  3. Atıflar
  4. Katılınan etkinlikler
  5. Alakalı makaleler, ilginç bağlantılar.
Etiketler: ,
3 Comments
  1. Fatih Arslan
    21.23 on Mart 23rd, 2009

    Çok güze lbir yazı olmuş, eline sağlık Emre. İlgiyle okudum, bu konuları ben de çok merak ediyorum ve Yüksek lisans yerini de belirlemeye çalışıyorum.

    Peki bir şey soracam, bir arkadaşım bizim bölümdeki, kendi alanında ün yapmış bir hoca’yla yüksek lisans hakkında konuşmuştu. Bizim hoca arkadaşa, “avrupa’da bilim yok, gideceksen amerika’ya git ya da hiç gitme, hatta yüksek lisans için hiç gerek bile yok, orada seni kullanacaklar. En iyisi yüksek lisansı türkiye’de yap, sonra doktora için yurt dışına gidersin” demiş.

    Buna katılıyor musun ? Olmadı bir Halim hocana sorma imkanın varsa sorabilir misin ? Çok merak ediyorum gerçekten bu soruyu.

    Kanada’ya selamlar :)

  2. Ahmet Emre Aladağ
    21.29 on Mart 23rd, 2009

    Bilim yok denemez ancak mühendislik alanında yapılan çalışmalar arasında büyük fark var desek yeridir. Ayrılan bütçeler, en zeki beyinlerin Amerika’da olması gibi etkenler Amerika’yı parlak yapıyor. Doktora için gitmek daha mantıklı. Yüksek için burs bulmak zor. Doktorada ise genelde her şeyini karşılıyorlar. Ancak Amerika’da da bir sürü okul var. Yüksek için iyi bir okul, doktora için ise iyi bir hoca olmadıktan sonra Amerika’da okumanın çok da bir anlamı yok. Bu sebeple, burslu kabul almamın zor olması sebebiyle Amerika’ya yüksek lisansa başvurmadım hiç, onun yerine: Avrupa+Türkiye.

  3. doctor no
    11.07 on Eylül 6th, 2009

    phd için research experience ve yayınız olmalı direk phd ye girmek için not yeterli değil çünkü not sizin iyi bir researcher olacağınızı garantilemez ama yüksek olması iyidir.
    çalıştığınız yurt dışında tanınmış hocalardan alınan referans mektupları gerekli research experience anlatmalı çalışkan çocuk suuuper gibi şeyler işe yaramaz şu projede şunu yaptı şeklinde olmalı.
    doktorayıda neresi olursa olsun şeklinde yapmanızı hiç tavsiye etmem yüksek lisansı kaliteli bir okulda yapıp yurt dışına doktoraya gitmek en güzeli tabi ylisans sırasında bol yayın yapılmalı böylece başvuru güçlenmeli. diğer bir şecenekde doktoraya gidip 2 yıl devam edip MS diploması alıp başka bir doktora programına atlamak ama buda risklidir çünkü çoğu okul size 2 yıllık diploma vermez. hindu ve çinliler de yayınlar maşallah lisansta 7 8 tanedir turkiyedende ancak bilkent gibi çok tanınmış okulların öğrencileri çok tanınmış profların referansıyla kabul alır. avrupada MS yaypıp doktora daha mantıklı.

Leave a Reply

IMPORTANT! To be able to proceed, you need to solve the following simple math (so we know that you are a human) :-)

What is 14 + 10 ?
Please leave these two fields as-is: