Here is the English version.
Nesne yönelimli kod yazarken sınıf özelliklerine (değişkenlerine) sıklıkla verilen argüman değerlerini atarız. Her bir argüman için bu işi yapmak büyük satır kalabalığı demektir. Bakalım:
class Test: def __init__(self, x, y, z, t): self.x = x self.y = y self.z = z self.t = t print self.x,self.y,self.z,self.t
Buradaki tekrar eden benzer satırları yok etmek için bir decorator çözümü geliştirdim:
def injectArguments(inFunction): def outFunction(*args,**kwargs): _self = args[0] _self.__dict__.update(kwargs) inFunction(*args,**kwargs) return outFunction class Test: @injectArguments def __init__(self, x, y, z, t): print self.x,self.y,self.z,self.t @injectArguments def fonksiyon(self, ad): print "Ad:",self.ad t = Test(x=4, y=5, z=6, t=7) t.fonksiyon(ad="Emre")
args, argümanları içeren bir sözlük iken kwargs anahtar kelimeli argümanları içeren bir sözlük. arg[0] self’e karşılık geliyor. Yapacağımız şey self.__dict__’i yani t nesnesinin değişkenlerin değerlerini tutan bu sözlüğü verilen anahtar kelimeli argümanlarla ( {‘x’:4, ‘y’:5,’z':6,’t':7} ) genişletmek/güncellemek olacak. Bu sayede self.x = x vb. kodlardan kurtulmuş olacağız.
Python’un kütüphanelerinde bunun için hazır bir çözüm var mı (varsa söyleyin lütfen) bilmiyorum ama bu kodu bir hayli kullanacağım gibi.
Üzerinde çalıştığımız TÜBİTAK destekli, “Visualization of Bioinformatics Networks” temalı projede çalışmak üzere Yüksek Lisans veya Doktora öğrencisi arıyoruz.Ne mi yapıyoruz? Farklı türdeki genetik deney sonuçlarını birleştirerek bunları anlamlı bir şekilde görselleştirmeye çalışıyor, bunun için yöntem ve yazılım geliştiriyoruz. Arayüz için Python ve Qt4, arkaplanda bilimsel hesaplamalar için C++ ile LEDA kütüphanesini kullanıyoruz. Proje sayfamızdan ekran görüntülerine , buradan da son makalemize ulaşabilirsiniz. Makaleye erişim yetkisi olmayanlar benden isteyebilirler.
Neler arıyoruz?
- Ücret alabilmek için bir üniversitede Yüksek Lisans yahut Doktora öğrencisi olmak. (Bilgisayar, Elektronik Mühendisliği, Matematik, Biyoloji ve alakalı alanlar tercih sebebidir).
- C++, LEDA kütüphanesi, Python, Qt4′ten en az biri üzerinde tecrübe
- Var olan kodları okuma, anlama ve kullanabilme (Özellikle de C++ / LEDA kodlarını)
- Araştırmayı ve okumayı sevmek
- Hayal gücü ve fikir üretkenliği. Analitik düşünce.
- Biyoloji, Genetik, Analitik Geometri gibi alanlara merak ve mümkünse bilgi.
- Esnek çalışma saatlerine uyum (makale yetiştirme zamanları sabahlamayı göze almak gibi)
Neler sunuyoruz?
- Hiçbir yerde çalışmayanlar için 1250 TL, çalışanlar için 400 TL aylık burs. (Sigorta, yol, yemek sunulmamaktadır).
- Esnek mekan ve çalışma saatleri.
- Katkınıza göre makalelerde isminizin yer alması.
- Akademik bir projede yer almış olmak
Haftalık toplantılarımızı Kadir Has Üniversitesi Cibali kampüsünde (Unkapanı) yapıyoruz. Evet, piyasada bir işe girerek bundan çok daha fazla para+sigorta+yemek kazanabilirsiniz ancak hedefiniz akademik kariyer yapmaksa sizin için güzel bir fırsat olabilir. İlgilenenler aladagemre et gmail nokta com adresinden bana ulaşabilir.
Daha önce yayınladığım proje fikirlerine yenilerini eklemek istiyorum. Bunları yapabilecek vaktim yok, ancak yapılsaydı birilerinin işine yarayabilirdi diye düşünüyorum.
- Haritada ülke seçmece (captcha): Bildiğiniz üzere Internet üzerinde yorum yapma vb. işlemler için captcha denilen bir sistem kullanılıyor. Bu resim içerisinde yazan harfleri kutuya yazıyor ve ilerliyorsunuz. Ancak bu captchalar da bir şekilde aşılabiliyor. Aklıma bir harita göstermek ve bu haritada bilinmesi kesin olan bir ülkeyi sormak gibi bir yöntem geldi. Her seferinde farklı yükseklik ve açılardan bir harita gösterildiğinde otomatik tanıma yazılımlarının haritadan söylenen ülkeyi bulması bir hayli zor olabilir. Hele ki ülke ismi captcha formunda (yamuk yumuk resim şeklinde) gösterildiyse.
- Online CV hazırlayıcı: Birçok acemi, CV hazırlamaya nasıl başlaması gerektiğini bilemiyor. Bir CV’de ne yer alır, ne yer almaz, hangi programla yazmalıyım, şablonu nereden bulacağım vs. Bu işleri ortadan kaldıracak bir Online CV hazırlayıcı yapılabilir. Hoşuma giden ve kullandığım CV şablonu, webde verilen bilgilere göre doldurulabilir ve kullanıcıya pdf yahut doc olarak sunulabilir.
- Günlük plazmoidi: Her gün uzun uzadıya yazılan günlük yahut blogları kastetmiyorum. Gün içinde ne yaptığınızı kısa kısa notlarla yazabileceğiniz bir plazmoid olsaydı, “hangi gün ne yaptım?” “bugünüm boş mu geçti?” takibi kolay olurdu.
- Saat başı ne yaptın soran bir program: Eğer kendinizi ıvır zıvır şeylere kaptırıyorsanız ve sürekli dışarıdan bir dürtüye ihtiyacınız varsa böyle bir program işe yarayabilir. Böylelikle saat başı veya 2 saatte bir ne yaptığınız düzenli olarak raporlayabilir, kendinizi iş yapmak zorunda hissedersiniz. Tabi bu programı kapatmaktan caydırıcı bazı önlemler de almak lazım (verilerin bir yere gönderilmesi gibi).
- İki kişilik Color Linez (winlinez) oyunu: Çok hoş bir oyundur kendileri, bunu ard arda hamle yapacak şekilde 2 kişilik yapabilseydik daha da eğlenceli olabilirdi.
- Qt4 -> PyQt4 dönüştürücü: Qt4 belgelerinde verilen kodlar C++ için yazılmış. Eğer PyQt4 ile geliştirme yapıyorsanız bunları teker teker Python koduna çevirmek zorundasınız. Sadece yazım şekli, işaretler, tanımlamalar değişiyor. Bunu otomatik yapabilmek güzel olurdu.
- YAML -> PyQt4 dönüştürücü: XML’den dönüşüm mevcut ancak YAML biçiminde özellik-değer bilgileri verilerek bileşen şablonları oluşturulabilirdi. Ayar pencerelerinde her bir özellik için ayrı kod yazmaya gerek kalmazdı. Bir YAML dosyasından ayarın açıklaması, giriş kutusunun adı, vs. bilgileri alınır ve kod içerisinde nesneler oluşturulabilirdi.
- Uyandırma Programı: Bilgisayara veya cep telefonuna yapılabilir. Uyandırırken çaldığı rahatsız edici sesi ancak sorduğu rastgele soruya (her gün farklı bir soru) mantıklı bir cevap verilmesi durumunda kapatan bir program olsaydı “Aaa alarmı kapattığımı hiç hatırlamıyorum” sorunlarına çare olabilirdi. Yani gerçekten uyandın mı kontrolü yapmak gerekli. “Okulun hangi semtte?”, “Almanya’nın başkenti?” “343/5=?” vs.
- Rastgele birini ara: Bir cep uygulaması. Her gün rastgele birisini aramanızı sağlar, böylelikle “kimi arasam şunu mu bunu mu, boşver ya” diyerek insanlarla bağlantınızı koparmanızı engeller.
- Gasp alarmı: Gasp durumunda basılacak özel bir tuş kombinasyonunu anlayarak gerekli merciilere GPS ile konumunu haber veren bir uygulama. Benzerleri mevcut ancak farklı SIM card takıldığı zaman bu uyarıyı yapıyor. Pekala arkadaşım kartını benim telefonuma takmış da olabilirdi. (Doğa Güçlü arkadaşımdan gelen öneri: gasp durumunda tuşa basmaya fırsat olmaz, düzenli olarak bulunduğu konumu bir yere bildirsin.)
- GPL lisanslı ebeveyn uygulaması: Piyasadaki süre/uygulama/Internet kısıtlaması sunan ebeveyn yazılımları özgür değil. Özgür bir alternatifinin olması gerekli artık. Hele ki Vista’da basit düzeyde de olsa böyle bir sistem hazır geliyorken.
15.07.2010
Eriyes’e Çıkış
Öğlen 12 gibi Kayseri’den yola çıkıyoruz. Çevreyolu üzerinden merkeze ulaşıp Erciyes yoluna sapıyoruz. Aslında doğrudan merkeze gitseydik daha kısa olurmuş ama araçları trafiğe sokmamak için tabelayı çevreyolunu göstertmişler. Yokuş bir yol, 1.1 motorlu araba bazı zamanlar zorlansa da çok da zorlu bir yol değil. Yukarı çıktıkça doğa güzelleşiyor, bahçeli evler görünmeye başlıyor. Bir zaman sonra dağa tırmandığımızı fark ediyoruz. Karlı Erciyes zirvesi çoğunlukla görüş alanımızda. 25 kmlik yolun ardından kullanılmayan birçok teleferik merkezi ve yol kenarında bir pazar yeri görüyoruz. Ballar, peynirler, tatlılar, gözleme, kebap, hediyelik eşyalar…Duruyor, su içiyoruz. Birkaç fotoğraf çekiliyoruz. Çalışan teleferikler 100 m ötedeymiş.
Teleferik
Teleferik merkezine gittiğimizde sürekli çalışan teleferikleri görüyor, heyecanlanıyorum. Çünkü ilk defa teleferik görmekteyim. Yanımızda getirdiğimiz ek giysileri de yanımıza alıp gişeden giriş ücretini ödeyeceğiz. Oldukça ücretler oldukça pahalı. İki etap var. Birinci etaba çıkılıyor, ardından isteyenler ikinci etaba (daha da yükseğe) devam edebiliyor. Daha yükseğe çıkacakların mont/battaniye alması gerekiyor. Kişi/etap başı 13 TL. 3 çocuk, 3 yetişkiniz, 4 kişi parası alıyorlar. Yine de pahalı. Sadece ilk etaba çıkacağız. Aslında ben ikincisine de çıkmak isterdim ama milleti bekletmemek lazım.
Havalanıyoruz
Birkaç nokta var, o noktalar üzerinde ayakta duruyoruz, 3-4 kişilik bir teleferik koltuğu geliyor ve arkamızdan itiyor, oturuyoruz. Birkaç saniyenin ardından havalanmaya başlıyoruz bile. Üstümüzdeki güvenlik kilidini kapatıyoruz, çünkü her tarafımız açık. 10m’ye kadar yükseliyoruz sanırım. Hava çok soğuyor, felaket bir rüzgar var. Hava 5-10 derece en fazla. Üzerime ek giysileri giymeyi unutmuşum, giymeye çalışıyorum ama az daha elimden uçacaklar. Zar zor 3 kat giyiniyorum da üşümemi azaltıyorum. Yeni binenler oldukça teleferik duraklıyor ve havada asılı kalıyoruz. Endişe etmeyin, arıza felan yok ![]()
Erciyes’in karlı zirvesine doğru ilerliyoruz ancak gideceğimiz yer öyle çok da yüksek değil. Yaklaştıkça fark ediyoruz ki önümüzdeki bir tepe, biz yükseldikçe karlı zirve manzarasını kapatıyor. Aşağıdan daha güzel bir manzara vardı yani. İkinci etap ise o tepenin üzerine kadar çıkardığı için güzel manzaralı olmalı (evet, arkadaşımın çektiği fotoğrafta gördüm, manzaranın önü açılıyormuş). Şu durumda tavsiyem eğer teleferiğe binecekseniz ikinci etaba da katılın. İlk etabın sonuna vardığımızda gezecek, görecek kuru topraktan başka bir şey olmadığını gördüğümüz için koltuktan inmeye bile çalışmadan geri dönüyoruz (zaten o kilidin nasıl açıldığını çözmeye çalışana kadar inmeyi ıskalayabilirsiniz, aman dikkat!). Yerlerde fareler cirit atıyor. Kimileri cipimsi arabayla, kimileri yürüyerek çıkmış yukarıya. İnerken bu sefer göl ve tepe manzarası var. Tepelerden birisinin tepesi dümdüz. Acaba volkanik etkinlik sonrası tepesi komple fırladı da uçtu mu diyor insan. Bol bol fotoğraf çekiyorum. Fotoğraf makinemin yeni taktığım şarj edilebilir pili “bitiyorum” sinyali veriyor. Sanırım ömrü dolmuş. Ben de LCD ekranı kapatarak vizörden bakmak suretiyle yüze yakın fotoğraf çekebiliyorum buna rağmen! Teleferik üzerinde fotoğrafınızın çekilmesini istiyorsanız ve iki koltuğa dağılmışsanız arkadaki koltukta olmak avantajlı. Sebebi inişe geçildiğinde arkadaki koltuğun karlı zirve manzarası görmesi. Yani hem yüzünüz, hem de manzara görülebiliyor. Ön koltukta olursanız çıkış sırasında arkaya bakmanız gerekli ki manzarayla beraber yüzünüz çıksın
İşin kötü tarafı koltukların arkalarında bir et firmasının sucuk, salam, pastırma gibi reklamları mevcut! Akıllılar firma ismini büyük yazmayı unutmuşlar, sadece sucuk, pastırma isimleri görünüyor, hangi firma olduğu belli değil! İnişe geçiyoruz, kilidi bir şekilde açıyor ve yere iner inmez atlıyoruz.
Develi Cıvıklısı
Bir hayli üşümüşüm. Keşke hırka gibi bir şey olsaydı üzerimde. Aşağısı sıcak geliyor, ısınıyorum. 1 liraya çalışan dürbünler var. Karlı zirveye bakıyor, yakından inceliyorum. Çok hoş. Erciyes’in bir maketini görüyor, inceliyoruz. Bir sürü teleferik var, ancak çoğu şu anda devredışı. Yolun 20km devamında Develi ilçesi, ardından 30 km gidilirse Yahyalı ilçesi, 50 km daha gidilirse Kapızlı şelalesi varmış. Bir hayli yüksek bir şelaleymiş. Ancak yolu kötü diye söylemler alınca, yol da uzun olunca sadece Develi’ye gitmeye karar verdik. Develi’ye birkaç km kala “Gereme Harabeleri 7 km >>” tabelası görüyoruz ancak pil sıkıntımız olduğu için dönüşte oraya gitmeye karar veriyoruz. Develi merkeze girip bir marketten pil alıyor, Develi’nin meşhur “Develi Cıvıklısı”nı en iyi kimin yaptığını soruyoruz. “Lezzet Pide Salonu” diyorlar. Şehir merkezindeki saz çalan Seyrani heykelinin 2 üst sokağında. Giriyor ve “Cıvıklı” denen kuşbaşı etli pide yiyoruz. Oldukça lezzetli. Çocuklar kıymalı istiyorlar ama kuşbaşının yerini tutmaz (tadına baktık, oradan biliyoruz).
Yemeğin ardından çarşıyı turluyoruz. Çok ilginç bir camileri var. Katedral görünümlü, ihtişamlı bir yapı. Fark ediyorum ki öyle çok küçük bir yer değil. Bir turun ardından dönüşe geçiyoruz. Bir yerliye “burada gezilecek neresi var?” diye soruyoruz ancak bir parktan başka bir şey söyleyemiyor. Gereme harabelerine gitmeye karar veriyoruz. Evlerin bahçelerinde bol ürün vermiş kaysı ağaçları var. Şehiriçinde tarihi evler de mevcut. Rum evleri olduğunu tahmin ediyoruz.
Gereme Harabeleri (sakın gitmeyin!)
Develi’den çıktıktan brkaç km sonra Gereme harabeleri tabelasından yan yola dönüyoruz. Bir de bakıyoruz ki bir park var, herkes piknik yapıyor. Harabelere nereden gidileceğine dair herhangi bir tabela yok. Birilerine soruyoruz, bilmiyorlar. Sağ yoldan gidiyoruz. Yol çok kötü, taş çakıl çukur… Herkes dönelim demeye başlıyor. Babamı zor ikna ediyoruz ve dönüşe geçiyoruz. Çeşmede su içip başkalarına soruyoruz, yanlış yoldan gitmişiz, soldan gidecekmişiz. Yol 4-5 km boyunca bazen bozuk, ama genelde idare eder. Koyun sürüleri görüyoruz. Yüzlerce koyun-kuzu yayılmış, yolu kapatmışlar. Korna çala çala, el kol sallaya sallaya dağıtıyor, yola devam ediyoruz. Çobana bir korna çalınca çoban da el sallıyor
. Yol sorduğumuz kişilerin yan yoldan önümüze geçtiklerini görüyoruz. Bir kenara çekiyor, manzara için gelmiş. Diyor buradan devam edeceksiniz ama geri dönüş yok. Geri çıkamazsınız, ileriden Develi’ye giden başka bir yol var. Oradan gitmeniz gerekli. Telefonunu istiyoruz, vermiyor, ben de gelirim peşinizden diyor. Muhtemelen salladı. Devam ediyoruz, taştan çok dik yokuşlar iniyoruz. Evet, geri dönmek imkansız. Gittikçe kaybolduğumuz hissine kapılıyoruz. Çünkü 7 km geçmesine rağmen ortalıkta harabeye dair hiçbir şey yok. Sadece arı kovanları, tarladaki kabaklar, otlar… Tilki bile görüyoruz. Bizi görünce kaçmaya başlıyor. Fotoğrafını çekmeye çalışıyorum, kuyruğu çıkıyor sadece. Yolun bazı yerlerinde arabayı boşaltıyor, yürüyerek iniyoruz araba kaymasın diye. Bir zaman sonra söylenmeye başlıyoruz. Al işte macera diye. Cep telefonuma bakıyorum, çekiyor mu diye. İlginç bir şekilde çekiyor hem de 3-4 diş. Bir düzlükteyiz, etrafımız tepelerle çevrili. Dolayısıyla mevcut 1-2 yolun da nereye gittiğini çıkaramıyoruz. Ben diyorum ki 2-3 km yukarıda tepede karavan evimsi şeyler var, orada insan vardır belki soralım. Yok diyorlar, hislere güvenerek yola devam ediyoruz. İnsanlar görsek de sormak için durduramıyorum arabayı, langır lungur tarlalar arasındaki toprak yoldan gidiyoruz. Ayaklarımızın altından toz girdiğini fark ediyorum. İçerisi toz doluyor. Halbuki havayı iç dolaşıma almıştım. Camları açıyorum ki toz çıksın. Her tarafımız toz oluyor. Harabe olduğunu tahmin ettiğimiz taşlara ulaşıyoruz. Bizans hamamı olabilir diyorlar. Birkaç taş parçası üstüste kalmış, ne idüğü belirsiz. Gitmeye kesinlikle değmez. Fotoğrafını çekip devam ediyoruz. Sonunda ana yola çıkıyor yol. Kabus dolu, 7km’yi 1 saatte aldığımız yol nihayet bitiyor. Babam espri olsun diye, “eee şimdi nereye gidiyoruz? Şelaleye?” diyor. Diyorum “evet, iyi olur, şelale arabayı bir güzel yıkasa hiç fena olmaz!”. Erciyes’e dönüyoruz. Su içtiğimiz yerde mola veriyor, tatlı yiyor, su içiyoruz. Peynirleri yağsız olduğu için almıyoruz. Saat 5 olmuş, ikindi vakti güneş Erciyes’in tepesine yerleşmiş. Bu sebeple fotoğrafını çekmek pek mümkün değil. Aklınızda olsun “Erciyes’e ne zaman gitmeli” diyorsanız, cevap: “ikindiden önce, mümkünse öğlen”.
Tekrar yola çıkıyor, Kayseri’ye dönüyoruz. Kayseri kanatlarımızın altında. Çok büyük bir şehir. Çıktığımız yollardan gerisin geri dönüyoruz. Bir Erciyes gezisi de burada biter…
Bugün aklıma takılan bir konuda konuşmak istiyorum. Bazı durumlarda bir sonraki adımı atmakla atmamak arasında kaldığım olmuştur. Eğer bir sonraki adımı attığımda ortada gözle görülür, fazladan bir fayda yoksa, hatta zararı olacaksa o adımı atmamak daha mantıklıdır ancak çoğu sefer yine de bu adımı atarız. (Aklıma ekonomi dersinde gördüğümüz marjinal karın 0 olduğu noktada cironun en fazla olduğu kuralı geldi.)
Mesela çok sevdiğim bir yemekten bir porsiyon yedikten sonra ikinci bir porsiyonu istemek gibi. Düşünelim, ilk porsiyonu yerken zaten o çok sevdiğim lezzeti tatmış durumdayım. İkinci porsiyonu yiyince daha fazla lezzet almayacağım, lezzet aynı lezzet. Aksine sağlığım için tehlike arz etmekte. O halde ikinci porsiyonu yemenin anlamı nedir?
Yahut tatilde olduğumuzu düşünelim. 1 hafta tatil yapmış, kafa dinlemişizdir, yahut akrabalarımızı görmüşüzdür. Eğer her yeni tatil gününde fayda sağlayan bir olay olmuyorsa 1 hafta daha kalmanın anlamı nedir? Zaten amacımızı gerçekleştirmişizdir. Ha, ikinci haftada farklı insanları görme, yeni şeyler öğrenme, yeni yerler gezme gibi şeyler varsa; yahut her yüzdüğünüz gün daha fazla kilo veriyor, kas yapıyorsanız bu durumlar müstesna.
Konuyla doğrudan alakalı olmasa da manidar bulduğum diğer bir örnek ise dizilerin final bölümlerinin çok önemli olmasıdır. Finalden bir önceki bölüm kaçsa da çok üzülmez insanlar ama final bölümü kaçarsa içlerinde ukte kalır. Şimdi düşünelim, finali izledikten sonra o dizi hayatından çıkmayacak mı? Artık onu aklından çıkarmayacak mısın? O halde sonu nasıl bitti diye merak edip içindeki o merak dürtüsünü tatmin etme ihtiyacı niye? Her halükarda bitip gidecek bu dizi hayatından.
Televizyon’da bir program izlediniz diyelim. O bitince başka bir program başlayacak, o bitince başkası, … Eğer hoşunuza gidiyor diye hepsini izleyecek olursanız gün bittiğinde hiçbir şey yapmamış olduğunuzu görürsünüz. Bilgi verici programlar müstesna. TV’nin böyle bir bağımlılık etkisi olduğu için ortaokuldan beri televizyon izlemiyorum. Sadece gözüme kestirdiğim 1-2 programı denk geldikçe izliyorum, kaçırsam da önemsemiyorum.
Dışarıda, insan arasında olduğunuzu düşünün. Bir taraftan bir ses (bağırma, ağlama, korna, vs) geldiğinde tüm insanlar sesin kaynağına döner ve uzun süre merakla bakar, olayı anlamaya çalışırlar. Sonra da “cık cık cık cık” diye sesler çıkarırlar. Cık cık deyince ne değişti? Yahut oraya bakınca ne değişti? Benzer durumlarda hiç istifimi bozmam. Gereksiz gelir. İstisnai olarak bakarak tecrübe edeceğim bir tehlike durumu vardır. Tehlikenin boyutunu da zaten merakla bakan insanların tepkilerinden anlar, önemli bir durumsa ben de bakarım.
Sanırım benim gibi duygusal bir insan için fazlaca rasyonel ve fundamentalist bir analiz oldu bu. ÖSS sonrası lise arkadaşımla Altınoluk civarlarında geziyordum. Minibüsteydik, bana “şuradaki uçurtmaya baksana!” dedi. Oraya bakabilmem için ise bir hayli zorlanıp dönmem gerekiyordu. “Amaan ne var uçurtma varsa” gibisinden bir şey söyledim. Kızdı, “nasıl ne var, insan bir bakar!” diye. Kızmasının sebebi onun olaya sanatsal açıdan yaklaşmış olmasıydı. Uçurtma onun için estetik bir değer ifade etmekteydi ve uçurtmaya bakarak bir haz elde etmekteydi. Benim düşüncem ise uçurtmaya bakmakla bakmamak arasında bir fark olmadığıydı, aksine bakmak beni zahmete sokacaktı. Öte yandan benim de sanatsal yönüm olmasına rağmen estetik anlayışım biraz daha farklıydı. Belki uçurtma büyük bir emeğin sonunda üretilmişti ve türünün tek örneğiydi, bir sanat eseriydi ama rengarenk, kendisinden çok sayıda bulunan güzel mi güzel bir çiçek yahut çok sayıda benzer ağacın bir araya toplantığı bir orman manzarası bana daha estetik geliyordu (ÖSS’nin insanı otlaştırmasının dönemsel etkisi de olabilir bu.) Sanırım şu durumda “ne kazanacağım ki yapayım?” filtresini aşabilecek şey estetik ve haz duygusu görünüyor. Haz deyince yukarıdaki yemek örneği tekrar aklıma geliyor. Eğer ikinci porsiyonu yiyecek olursam ne kazanacağım? O hazzı almaya devam edeceğim, hayatımın daha fazla kısmını haz ile geçireceğim.
Haydaaa, bu son söylediğim çok da sevmediğim bir söz. Daha fazla zamanımı -bana zarar vermesine rağmen- bir haz için harcamak çok da mantıklı gelmiyor. Buna sanırım bağımlılık deniyor. Her şeyin aşırısının, bağımlılığının zarar olduğu gibi bu da zarar. Hayatta haz verebilecek, zararı olmayan, hatta faydası olan o kadar çok şey varken gidip tek bir şeye bağımlı olmak ne diye? Şu durumda matematiksel bir dille konuşacak olursam her güzel şeyin türevini almak, sonra da faydalı olan dx kadarını yemek en güzeli gibi
Diyenler olabilir ki, bir hazza doymaktır asıl olan. İnsanın açgözlü ve doymak bilmeyen bir varlık olduğunu düşünecek olursak o doyma sınırını bulmak bir hayli zor sanırım.
Konu üzerinde düşüncesi olan varsa lütfen paylaşsın, farklı bakış açılarını merak ediyorum.